yağmur başlamadan önce

sarhoş gibiydi güneş,

hoyratçasına saçıyordu altın hazinesini;

kavruk otlar yatışıyordu

sahipsiz ölülere eş,

toprak derin çatlaklarda yitirmişti sesini.

soluksuz yapraklarıyla

kanat açmıştı dallar

bulutların cennetine uçacaklarmış gibi;

telâşlıydı günler boyu

koşan yangınlı rüzgâr

ya bir yerden, ya birinden imdat ararmış gibi.

ve beklenen imdat geldi,

süzülerek ansızdan,

hayat öpücüğü gibi yerin dudaklarına;

şimşek çaktı, gök gürledi

ve siyah bulutlardan

parlak umutlar aktı umutsuzluk dağına.

çın çın öterken damlaların

sevinçli serenadı,

silindiler birer birer yaşanan sıkıntılar;

tek rüzgâr iniltisinin

soğuk gölgesi kaldı,

bir de kuş seslerinden dağılmış o notalar.