Her dönemin kendine has birtakım özellikleri ve bunlardan kaynaklanan güzellikleri

vardır. Pek tabiî, güzelliklerin olduğu yerde çirkinlikler de muhakkak olur. Dünyanın kanu￾nu bu! Çirkinlik olacak ki, güzellik fark edilsin, kötülük iyiliğin ışığını parlatsın.

Bizim gibi, önceki asırda yaşama bahtiyarlığına kavuşanların bazıları, belki de birçok￾ları hatırlar zannediyorum O döneme has güzelliklerden biri aşkları, sevdaları, dertleri,

öfkeleri kâğıda dökme özelliği vardı ki, bunun apayrı bir güzelliği vardı. Bazıları sevincini

veya kederini mektup denen kâğıda yazıyla kaydeder, bazıları gönlüne doğan ilhamı man￾zume veya şiir olarak bir defter yaprağına, hatta bir kitabın köşesine yazıverirdi. Bazıları

da genellikle sözlü olarak söyleniveren dört satırlık, çoğunlukla yedi heceli ve kafiyeli özlü

sözleri ezberinde tutar, sonra da bir deftere geçirirdi.

“Mâni” adı verilen bu veciz edebî ürünler, genellikle aşk ve sevdaya hasredilir, ama

hasret, dert, gurbet, keder, Ramazan ve bayram sevinci gibi farklı sosyal konuları da içerir￾di. İnsanın gönlündeki aşk ve sevda duyguları depreşince diller, güle hayran bülbül misali

söylemeye başlar, bunun sonucunda dereler gibi şırıldayan birçok “mâni” dökülürdü. Bu

mâniler, “akılda kalmaz, satırda kalır” sözünden hareketle herhangi bir kişi tarafından ya￾zılıp bir yere toplandıklarında ortaya “mâni defteri” çıkardı.

Sanal dünyanın tanımayacak kadar doğal bir hayatın yaşandığı, insanları asosyalleştiren

“sosyal medya” fenomeninin olmadığı o devirde gençler yüz yüze bir araya geldiklerinde

mâni defterlerini yanına alır ve birbirileriyle mâniler paylaşırdı. Ya da televizyonların bit￾mez tükenmez dizilerinin hayatımızı daha işgal etmediği o “karanlık devir”de ay ışığının

içimizi ısıttığı, yıldızların göz kırpmalarına veya kayıp gitmelerine şahit olduğumuz, ak￾şam karanlığının çöktüğü sıralarda, bazen tasarrufu öğretmek ve toplumu “disipline alıştır￾mak” için, belki de bazen totaliter rejimin ışığın kaynağı kendisi olduğunu hatırlatmak için

uygulanan “elektrik rejimi” sırasında lambaların loş ışığında bu mâni defterleri çıkarılır ve

kaydedilen ana sütü gibi saf ve kimliğimizi besleyen Türkçe dörtlükler içtenlikle paylaşı￾lırdı. Ne güzeldi “mâni defterleri” Dikkat ederseniz, “mani” defteri demiyorum, çünkü o

dönemde sevgilerin “mani” ile ölçülmesi bugünkü kadar yaygın değildi!

“Mâni” demişken hatırıma gelen bir şeyi daha paylaşıvereyim Kısa bir zaman önce

mâni defterlerini karıştırarak oluşturulan göze ve öze hitap eden yeni bir “mâni defteri” di￾yebileceğimiz güzel bir kitap ortaya çıktı. Derleyenler, mâniler gibi kısa ve veciz olsun diye

“Kısaca” koymuşlar kitabın adını. Bu vesileyle, mânilerin özümüze dönük güzelliklerini

sanallaşmış dünyamıza getiren araştırmacı Aziz Taş, Behrin Şopova ve Zoya Mikova’yı

tebrik ediyorum. Zira bu

çalışma, bizim en samimî

duygularımızın bir za￾manlar en yalın ve aynı

zamanda en derin ifade￾leri olan mânileri yeniden

keşfetmeye yöneltti.

Sadede gelelim Pay￾laştığım “Mâni defteri”

meselesi aslında birkaç

senedir önümde duru￾yor, ama yazmak bugüne

nasipmiş Nasip ise gelir

Hind’den Yemen’den, Nasip değil ise ne gelir elden derdi bir büyüğüm ki, onun sayesinde

biraz daha eski defterleri okuma merakım artmıştı. İşte o eski defterleri karıştırırken Şum￾nu Devlet Arşivi fonlarında mahzun, ama mahsun kalmış bir mecmua içerisindeki birkaç

mâniyi keşfettim. Birkaç mâni demek kolay, ama “birkaç”ın arkasında bu sözleri döktüren

ne aşklar, sevdalar, yanık kalpler gizli! Bu “dertsiz” sunî dünyamızda belki bizleri de dert￾lendirecek o yaşanmışlıkları birlikte okuyup paylaşırız düşüncesiyle söz konusu mecmua￾da/defterde Eski Türkçe (Osmanlıca) yazıyla kaleme alınmış birkaç mâniyi dikkatlerinize

sunmaktan bahtiyarım. Belki siz de bunlardan bazılarını kafanıza ya da mâni defterinize ya

da telefonunuzdaki “not”lar arasına yazarsınız. Buyurun efendim!

*

Ay doğar minareden

Ölürüm ben bu yardan

Beni hasretime kavuştur

Yeri göğü Yaradan.

*

Uyan sabahtır güzel

Zülfün mubahtır güzel

Öperken dişlemişim

Dünya tamahtır güzel.

*

Dert bende yare bende

Kalmadı çare bende

Akıl fikir koymadın

Kaşları kare bende

*

Kahve koydum filcana

Mâil oldum bir cana

Efendim nazar eyle

Elimdeki filcana.