çok meraklı bir çocuktum

gözlemleyen her şeyi,

bütün nesnelerde sanki hep bir parça ben vardım;

çözülmezi çözmek için

çabalardım sürekli,

tüm sırları hep en doğru yanıtlarda arardım

böylece hem düşünmeye hem sormaya başladım.

koskocaman bir dünyayı

ufacık bir beyinle

algılayıp yorumlamak haddim değildi benim,

bugünün nabzını tutup

yarını bilmek hele

olanaksız olduğundan acil bir karar verdim:

kendim için ve kendimce düş kurmaya başladım.

fazla merak, fazla bilgi,

hele fazla birikim

sakıncalıymış meğerse, ters düşmekmiş hayatla

o hep vurdu, ben hep düştüm,

ama yine dikildim,

o gaddarca vura dursun, ben dikleştim inatla

ve hep vurula vurula dik durmaya başladım.

yaşadıkça öğrendim ki

korktuğum düşmandan çok

meğer dost icadıymış en ölümcül darbeler;

“kişiyi kendinden başka

koruyacak biri yok”

diyerek her serencamdan ders aldım teker teker

ve zamanla ben kendimi korumaya başladım.