Süzdüm ne var ne yoksa kırmızıdan iktibas,
Bilmediler bir renge, yoksa Hakk’a meyil mi.
Sanki zamandan haras, say ki geceden miras,
Doğacak her yeni gün, tân kırmızı değil mi.
Ah kimseler bilmiyor âşkın kızıl rengini,
Kırmızı ile kalbin cilveli âhengini,
Arşı âlâ katına, çıkarak mihengini,
Baştan başa boyayan, cân kırmızı değil mi.
Kargalar konser verdi daldan izledi balık,
Köreltti bizi usta, menzilsiz kalabalık.
Meclise karışınca, münkir ile münâfık,
Yönelip saf tuttuğun, yan kırmızı değil mi
Aradın yıllar yılı, elvan bezekte bezde,
Bilinç altı dediğin, kör karanlık menfezde.
Vücudun payitahtı, camekânı merkezde,
Göz göze geldiğimiz, ân kırmızı değil mi.
Ol deyince olduran Allah Rahmânı Râhim,
Karıncadan böceğe, imân ederken dâim,
Kor ateşin göğsüne savrulurken İbrahim,
Sur içinde biten gül, kan kırmızı değil mi.
Suyu gören ateşti, doğruyu gören riyâ,
Atıldığı zindanda ölüm biçildi güyâ.
Kaderi değiştiren mâlum hikmetli rüyâ,
Yusuf’a atfedilen, zan kırmızı değil mi.
Topraktandır bedenim, rûhum tenime bıçak,
Sakın dokunma dedim, dedin kanın çok sıcak,
Saklayarak yaramı kaçsam da köşe bucak,
Kanıma bandırdığın, nân kırmızı değil mi.
Sana göre bir sırdı, bana göre âyandı,
Allı renkler haşrolup nefesime dayandı,
Ciğerlerim diyorum, kırmızıya boyandı,
Dünyâ dünyâ dediğin, han kırmızı değil mi.
taş
taşı oynattılar yerinden
dağ başındaydı kaç yaşındaydı
ağırbaşlıydı kalem kaşlıydı
dağın bağrından boşandı
hınçla koparılınca yuvarlandı
gümbür gümbür gümbürtüsünden
yer gök inledi
taş üstünde taş bırakmadı
inerken kasabadaki hana
kalsan dedilerse de dil ucuyla ona
taş adam gibi taştı
taşdurmuş dedirtmedi kendine
hızlandı, yerinden oynatmışlardı bir kez
yuvarlanırken kaldırım taşları da
biz durmayız burda deyip sökün ettiler
çakıl taşları da ırmaklardan
yuvarlana yuvarlana
ulaştılar bir denizin kıyısına
kıyıdakiler atmadılar yabana
taşı baş tacı ettiler
dağdakiler tutunamaz sandılar
taş taşlıtarlaya oturdu
yüksek ökçeli akzambak
ayarlı saat gibi çalıyor
elleri ışınlı güneş
çiy damlacıklı söğütlerin
yüzünü okşadığında
yüksek ökçeli akzambak
ayarlı saat gibi çalıyor tık tık tık
sokağın genç yüreği
sevdalanıyor bağlanıyor ona
kapılar ağzına değin açık
parmaklarını ısıran ısırana
işini gücünü bırakıp
gözleri fıldır fıldır
pencereler dikizliyor akzambağı
bu nasıl sevgi öyle
liseli genç neyse ne
camekândaki kot etek
beni giyse diyor
kuyumcudaki altın zincir
boynuna sarılmak istiyor
bıçkınlar bıçakları bilemiş
cinayet işleyecekler neredeyse
kent birbirine girecek
yüksek ökçeli akzambak
minareyi sürükleyip uzaklaşmasa
kendiliğinden ikindi vakti
MEHMET ŞÜKRÜ ÇAVUŞOĞLU
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş veya Kayıt — yorum yazmak için.