Dergimiz NÖBETTEPE’nin kapağında “Üç aylık edebiyat, kültür ve sanat dergisi” yazıyor. Her üç ayda bir dergimiz bu üç büyük değere önem veren en başta biz Bulgaristan
vatandaşlarını, ülkemizde bu alanlara ilgi duyan okurlarını bilgilendiriyor. Genç nesillere
kültür, sanat, edebiyat sevdasını aşılıyor.
Genel kültürel değerler arasında edebiyatın çok önemli bir konumda olduğunu her aydın kişi bilir. Ancak bu genel görüşün altında yatan somut gerçekler, karşılıklı ilişki ve etkileşimler nedir? Örneğin, edebiyat nedir? Kavramı ve işlevi nedir? Kişiler ve toplumlar üzerindeki etkileri nedir? Bu sorulara her yönüyle tutarlı, kapsamlı yanıt vermek, başlı başına
bir araştırma, belki de bilimsel bir eser konusudur. Dergimizin verdiği imkanlar dahilinde
bu yazıda söz konusu sorulara kısaca ve elden geldiğince özlü cevaplar aramaya çalışalım.
“Edebiyan nedir?” sorusuna bir cümleyle cevap verilemez, elbette. En genel şekilde ele
alacak olursak, “Edebiyat, duygu veya düşüncelerin dil yoluyla insanlara en güzel şekilde
aktarılmasıdır!” diyebiliriz. Bilindiği gibi, edebiyat kavramı Bulgarcadaki “blagopriliçie”
(благоприличие) anlamına gelen “edep” kelimesinden türemiştir. Bu nedenle, edebe aykırı
metin veya konuşmaların edebiyat kapsamına alınması, edebî eser sayılması mümkün değildir.
İnsan olmanın gereği olarak hayatımız boyunca farklı duyguları, farklı olayları yaşarız.
Kimi zaman ise bu duygu ve olayları başkalarıyla paylaşma ihtiyacı duyarız. İşte edebiyat
duygu ve düşüncelerimizi etkili ve güzel şekilde anlatmamızı sağlar. Bunu kimi zaman bir
şiirle, kimi zaman bir düzyazıyla gerçekleştiririz. Hangisini kullanırsak kullanalım, dili,
sözcükleri en güzel şekilde kullanmamız gerekir.
Hepimizin bilip kullandığı bir ifadeyi buna örnek olarak gösterebiliriz. “İnsanlar, kahve
içmek için değil, dostları ile sohbet etmek için bir araya gelir!” ifadesi ile “Gönül ne kahve
ister, ne kahvehane, gönül dost ister, kahve bahane!” ifadesinin bizde uyandırdığı duygu
aynı değildir. İkinci anlatımın çok daha etkileyici olmasının nedeni, edebî bir şekilde yazılmış olmasıdır. İşte bu nedenle duygu, düşünce, olay veya durumların dil aracılığı ile
sözlü veya yazılı olarak estetik bir biçimde ifade edilmesine edebiyat diyoruz. Edebiyatın
en büyük amacı insanlara hangi konuda olursa olsun bilgiyi en güzel biçimde aktarmak,
onları düşündürmek, duygularının ortaya çıkmasını ve olaylara farklı açılardan yaklaşmasını sağlamaktır.
Edebiyatın kendine özgü kuralları, kendine has üslup kullanımı vardır. Edebiyatın içerik
ve üslup kavramlarının birleşimi olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki, sıradan bir konuyu yine
sıradan bir anlatımla aktarmak edebiyat değildir. Öncelikle ele alacağınız konu edebiyatın
alanına girmelidir. En az bunun kadar önemli olan diğer husus ise ele aldığımız konuyu
en güzel haliyle anlatmaktır. Üslup, bir eseri eser yapan en önemli unsurdur. Buna somut
bir örnek verecek olursak, Leylâ ile Mecnun hikayesini hatırlamamız yeterli olacaktır. Bu
harikulâde hikayeyi bugüne dek binlerce kişi kaleme almış, ancak bunlardan en beğenilip
tutulanı Fuzulî’nin “Leyla ile Mecnun”u olmuştur. Çünkü Fuzulî gerçek anlamıyla edebiyat
yapmış, bu hikâyeyi bize mükemmel bir üslupla, yani üstün bir anlatım tarzıyla sunmuştur.
Edebiyatın sanatsal yönü olan şiir sayesinde her duyguyu en etkili şekilde yaşama imkânına sahip oluruz. Bir şiirle en derin duyguları yaşar, mutlu olur, hüzünlenir, coşar veya
özlemin doruklarına ulaşırız. Yine edebiyat sayesinde empati yapar, kendimizi okuduğumuz hikâyenin, romanın, masalın kahramanlarının yerine koyar, farklı âlemlerde dolaşırız.
Edebiyat, bir anlamda bütün bilimlerin anasıdır. Edebiyat olmadan herhangi bir konuyla
ilgili duygu ve düşüncelerimizi dile getirmemiz, onları insanlara kabul ettirmemiz mümkün
değildir. Edebiyat, duygu ve düşüncelerin insanlara aktarılmasında en etkili yoldur. Nesilden nesile kültürel aktarımın sağlayıcısı ise, elbette ki, dildir. Edebiyat eserlerinin aktarımında da en önemli faktör yine dildir. Yazının kalıcı olma özelliği bir anlamda kültürün de
kalıcı olmasını sağlamaktadır. Zira kültür, edebiyat sayesinde yazıda hayat bulur ve kalıcı
olur. Bunların temelinde yatan cevher elbette ki, dildir.
Dil, farklı olanı tanımayı ve kabul etmeyi mümkün kılan kültürel kimliktir. Bizi, ötekinin dünyasına götüren araçtır. Dil, kültürel çeşitlilik ve manevî yükseliştir.
Dünyamızı bir an için edebiyatsız düşünelim. Örneğin Fuzulî, L. N. Tolstoy, Nazım
Hikmet, Aziz Nesin, V. Hugo gibi dev yazarlar olmasaydı, tarih kuru verilerden ibaret olurdu. Oysa edebiyat hayatın içinden, insanların düşünce ve duygularıyla anlatıyor olup bitenleri. Meselâ, Jules Verne’nin eserleri olmasaydı, teknoloji ve bilimin birçok alanı gelişebilir
miydi? Bulgaristan’ı düşünelim: Vazov, Botev vs. Onların eserleri olmasaydı Bulgar toplumunun hayatı kuru verilerden ibaret, tarih verileriyle yetinir, insan unsuru, onun umutları,
hayalleri, sevgi ve hayal kırıklıkları olamazdı. Dergimiz Nöbettepe olmasaydı, sizler bu
satırları okuyor, heyecanlanıyor ya da düşünüyor olmayacaktınız.
Bir de sinema ve tiyatro dünyasını düşünün bir anlığına edebiyat eserleri olmadan. Aynı
şey müzik dünyası için de geçerli. Bizleri kanatlarına alıp hayaller dünyasına götüren melodilerin can damarı güftelerin derinliği, duygusallığı değil mi? Edebiyat canlı bir organizma
gibidir. Devamlı hareket halinde olan, sürekli gelişen, yeni özellikler kazanan bir canlı gibi.
Eğitim alanını düşünelim bir de: Okullarda çocuklar, gençler edebiyattan yoksun olsaydı, edep nedir, yardımlaşma nedir, saygı ve sevgi nedir nasıl öğreneceklerdi? Ya kütüphanelere ne demeli? Dünyanın neresine giderseniz gidin, yerleşim yeri sayılacak her yerde
kitaplıklar, kütüphaneler var ki, insanlar gidip eline bir kitap veya dergi alıyor ve çevresini,
yaşadığı ortamı, insan ilişkilerini anlayabilmek için okuyor. O kitapları basan yayınevlerini
düşünelim. Oraya kâğıt, baskı makinesi, boya, mürekkep vb sağlayan yan kuruluşları düşünelim. Oralarda çalışan insanların hayatında, kanına işlemiş kadar hisler bırakan edebiyatın
izleri var. Yani edebiyat ayrı ayrı fertleriyle toplumları etkin bir biçimde etkileyen önemli
ve değerli bir unsurdur.
Şöyle ki, edebiyat yaşamımızın olmazsa olmazı durumundadır. Bu satırları ulu önder
Mustafa Kemal Atatürk’ün şu anlamlı sözleriyle bitirelim: “Edebiyat denildiği zaman
şu anlaşılır: Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan
karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alâkalı kılacak
surette söylemek ve yazmak sanatı.”
FOTOĞRAF: Ahmet Demirhan / Ахмет Демирхан
BİR USTA - BİR ÇIRAK köşesi ile dergimizin geçmişle geleceği yan yana oturtup okurlarımızın da huzurunda yepyeni bir boyutta sohbete dalmalarını amaçlıyoruz. Usta-Çırak ikilisi klasikleşmiş maharet ve tecrübe çerçevesinde algılanmamalı. Burada boynuzu geçen nice kulaklarla karşılaşacaksınız. Kulağın boynuza göre bir üstünlüğü daha
vardır: onu nazikçe okşayıp çekebilirsiniz, bu onun daha da hızlı büyümesini sağlayacaktır.
NEBİYE İBRAHİM AKBIYIK
Nebiye İbrahim Akbıyık 1948 yılında Bulgaristan’ın Razgrad iline bağlı Killi Kuyucuk (Kiçenitsa) köyünde doğdu. İlk ve ortaokul öğrenimini burada gördü. Lise eğitimini 1966 yılında Razgrad’da tamamladı. Akabinde Sofya Üniversitesi’nin Türkoloji Bölümünden mezun oldu. Razgrad iline bağlı Ostrovo köyünde (Adaköy) yıllarca edebiyat
öğretmenliği yaptı. Şiir dünyasına adım atması lise öğrencilik yıllarına denk gelir. İlk şiiri
Yeni Hayat dergisinde basıldı ve sonrasında şiirleri Bulgaristan’da Türkçe yayımlanan belli
başlı yayınlarda yer aldı. 1989 yılında zorunlu göç kafilesine katılarak İstanbul’a göç etti.
Burada edebiyat öğretmeni olarak çalışmaya devam etti. Türkiye’de şiirleri birçok süreli
edebiyat yayınında yer aldı. İstanbul’da şair Mehmet Çavuş’un yönetiminde yayımlanan
iki aylık Edebiyat, Sanat, Kültür ve Eğitim dergisi olan Tuna dergisinde yıllarca yazı ve şiir
yayımladı; lirik eserleri Azerbaycan Türkçesine ve Bulgarca’ya çevrildi, farklı ülkelerde
yayımlanan Türkçe şiir seçkilerinde yer aldı.
Eserleri: Duygu Duygu Yaşam (Tuna Yayınları, İstanbul, 1996);
Seherdir Aşkın Rengi (Leylak Yayınları, İstanbul, 2019); Büyük Buluşma, çocuk romanı,
(Tunç Yayıncılık, İstanbul, 2021).
Nebiye İbrahim Akbıyık İstanbul’da yaşıyor ve şiir dünyasındaki yolculuğunu sürdürüyor.
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş veya Kayıt — yorum yazmak için.