Siz bu kitabı okumazken Dünya
değişmiş olabilir mi? Bilemem, siz de
bilemezsiniz; kaos-kargaşa, savaş, sefillik ve ölüm kapanında debeleniyor
olabilirsiniz. Tüm insanlık gibi tam da
o esnada! Siz, aşkı ve şiiri, sezgiyi ve
ezgiyi keşfe çıkmamışken henüz! Yaşamak kinle, kanla semirirken kozmik
çevriminde... Siz bu kitabı okumazken...
Varsayımı, “yazı-tura” düşmesine uygun, tersinden görmüşsek eğer; direnç burçları erdem ve anlam uğruna savunulmalı diye kabuğuna çekilir insanlık, aşk siperlerine sığınır.
Kapanır, istiridye gibi! İstiridyenin bir bildiği vardır!
Siz bu kitabı okurken, gazeller, eğreltiler yoldaşınızdır belki! Gün güneşten yoksun,
kasvetli gökyüzü altında, Kırcali’den Ardino’ya ya da Ardino’dan Kırcali’ye yolculuk
ediyorsunuzdur, merakla manzaraya dalmış halde... Rodoplar’ın efsane güzelliğini umut
damarlarıyla ören şoselerdesinizdir belki... Yolda olmak iyidir, hoştur; şiirde, incelikte, olmaktır çünkü!
Öyle ya herkes kendi yolunda, yolculuğunda, engin Dünya’sında! Kendi rüyasında,
kendi hayal evreninde yaşar, dedim... Orada başlar masalı (yerden biter) yürür, yaz(g)ıdaki
güzergâhını aşar, sonunu bulur; biter, yiter gider, dedim.
Evet, var olan eksilir ve önünde-sonunda yok olup biter! Yitikler kabristanına gömülür… Gömülmek özüne kavuşmak, toprağın ruhuna karışmaktır.
Peki, öyleyse kalma arzusu, rüya / hayal kışkırtması boşuna mı? Beklenti, mucizeye
teşne yaşamak mı? Ruhun sonraya yeltenme hali diyelim hadi! Umutların ve dileklerin
kamçısı, dünyevilik yanılsaması neye yarar, cennet arzusunu beslemiyorsa, neye? Hani şu,
gönlümüzü incittiği ölçüde göğsümüzü kabartan hırs gücü… Yaşam hamurunu kabartır ya
* Klaros Yayınları, Şiir, Ankara, 2024.
zamandaki ‘ân’ (lahza) karbonatı… Direnmek, uğraşmak, yani çaba harcamak, beklenti
için gerekçedir. Öylelikle ulaşılacak somun için ilk ve son, tek çare! Yaşam bana ait diye
yazıyorum ve soruyorum: Mucize rüyası mı bu? Rüya mucizesi mi dehlizlerinde dolaştığım? Bilemedim!
Rüyanın içindeki ben miydim? Bir başkasının cismini giyinmiş benzerim (dublörüm)
mü? Bilemedim asla! Herkes kendi evreninde belirti; naçar nesne ve tanımsız-koşulsuz
özne idi gerçekte! Tatlı yanılsama çiçeğiydi belki…
Mezarlıklar hafıza merkezidir evrenin, dedim, geriye kalmış insanların avunma evi,
musalla zırhı daha çok, dedim... Dublörüm de öyle dedi!
Taşlar, haksızlığın vicdan dışı, akıl dışı suçların kayıt yeri miydi? Bilemedim! Yaşadım: Taş tabletlerimiz nöbet tutar orada! Kalp taşı, ruh taşı, sabır taşı, akıl taşı, gönül taşı,
umut taşı; bu Dünya var hâlâ diyen ‘diyet’ taşı! Sonsuzluğun ceremesini ve şeceresini tutan
‘baht’ taşı... Asıl olan taşların içerdiğiydi! İçerik dirime ait iz! Yaşlanmayı durdurma çiçeği
Orpheus mucizesi dehlizlerden mi filizlenir?
Rodoplar, bütün ömürlerin derkenar yaprağını kucaklayan dağ silsilesi! Aldım şiire siper kıldım dersini ormanların, yeşil örtüsünü... İçlere, dağ içlerine, iskân köylülerini gizlemiş insanların yolunu. Soy-izini terk etmeyenlerin, amaç için ölenlerin yolunu...
Korkunun abidesini yıkmış insanlar ne güzel insandır!
Dağ dorukları kalp atışlarının okuludur! Uçlara ve içlere, ücralara ve diplere, sırtlara,
dağların zirvelerine sığınmış soylar ve boylar belge-bilgi ekmiştir zamana. Bulutların yoluna, rüzgârların sisli yoluna… Kuşların kuytulardan işitilmesine alışmış insanlara. İçlere...
Görünmesi çetin kışların, çetin kaçışların zulasına… Cemadat, nebatat, hayvanat ile biriz
diyen ‘aksaçlı’ların kuşaklarına… Can taşıyanlardanız diye diye Ahrida yurdunu cennet
bellemişlerin! Havaya, suya, bitkiye tapmışların, önce ve sonra doğayı yüce bilmişlerin
otağına…
Tanrı kötülük istemez diye, cana ve imeceye, dayanışmaya ve berekete yöneliktir arayış! Arayışta kenetlenmişlerdir, dedim… Buğdaya, ekmeğe, ana sütüne bağlanmışlar…
Gökyüzünden her kıpırtıyı ve her sızıntıyı, hücreyi, dokuyu bakteriyi, ardından her güzel niyeti izlemektedir diye anonimdir vicdan gözleri tanrının... Temel yasa çalışmaktır,
imecedir, üleşmektir topraktan gelenleri nimet bellemektir. İnsanlık uğruna okumuşlardır
Güneş’ten, Ay’dan ve Zühre’den kaynaklı ömür armağanını. O büyülü bağışı… Öğrenmişlerdir sonsuzluğu, bengi gıdayı sunan doğa gerçeğini… Hepsi o kadar!
Ardino’da eriklerden, ‘garamık’lardan, ‘alfat’lardan, ‘gızılcıklar’dan ve kekiklerden
dinledim bu rüya mucizesini… Kasabalılara “Gırcalı Gızanı” derler dağ köylerinde…
Hem köylü hem şehirli insanların tarihidir, Edirne (Odrin) ile Ohri (Ohrid) bölgelerini de
kapsayan Ahrida… Balkanlı sevginin, inceliğin, (toleransın) aşkın ve şiirin, dünyevi hazzıdır! Yanı sıra, uhrevi huzurun vazgeçilmez değer sayıldığı yeryüzü (yerküre) bilgisini
içerir. Ahrida, meğer kadim “dağ” insanlarının gönül coğrafyasında gizliymiş! Dinledim,
doğa ananın varoluş incisiymiş Rodoplar’ın iksir esintisi! Dinledim…
Bu dağların sakinlerinden ve yankılarından dinledim, işittim anlam denen sezginin, algının tınısını… İnsan olabilme frekansını, insandan insana ve insandan nesneye, dağa, taşa
ormana, çayıra, meraya, tarlaya akışı! Adı zikredilmese de ses-tümce kilimi diye dokunmuş
Ahrida ülküsü evrenseldir, dedim. Dağ bilgeliği sinmiş Rodoplar, ruhun, etkin canlıların
varoluş seyrine işarettir. Algıyı âna lehimleyen şiir hükmüdür zira... Şiirindeki Arda ve
Şeytan Köprüsü tanığımdır: Siz de görün suyun içini ve dışını, çakıl taşlarındaki büyülü
yansımayı… Atları da haydutları da, tüccarları da, çobanları da ürküten büyülü yansıma
oradadır daima. Dirimi ve gizemi oradadır! Zamanı / rastlantıları berraklığında sallayan o
beşik cevherini, görün mutlaka!
Ölümsüz Orpheus çiçeği (haberlea rhodopensis) orada bekler kuşların ayak izlerini,
kanat seslerini.
Canlılığın bin-bir çeşit belirtisini:
Gelmiş geçmiş zamanların ve tanrıların “Şifa Hazinesi”ni…
İnsanlık tarihinin kadim sayfalarında kayıtlıdır Rodoplar. Haliyle dağlara sığınmış
topluluklar diyarı için anlatılanlar başımızın tacıdır. Doğaya ve doğruluğa, (bir de duaya)
güvenen insanlar, hileye ve yalana ihtiyaç duymaz… Tanrı içlerindedir çünkü! İnsandaki
vicdandır! Veren ve alan yüce bilinmezlik gücü orada, şefkatli cömertliğiyle sürüp gider!
Evet, Ahrida; a(h)riyan ve kutsayan dirim tarihidir ve adımlarca varoluş izlerini sindirmiştir bünyesine... Soy (etnik köken), din, dil zenginliği XI. yüzyıldan itibaren eklenmiş
insanlığın tarihine. Genetik bilgi çeşidi, Meriç’ten batıya doğru genişleyerek uzanan coğrafya; Kırcali’ye, Smolyan’a (Paşmaklı veya Ahi Çelebi), Üsküp’e ve diğer kadim şehirlere
değin. Ta Ohrid’e kadar, insan ve kader (yazgı) mozaiğidir. Yerkürenin mucizelerinden,
doğanın ağaçlık abidesidir yüce Rodoplar, topografyanın “sıradağ” harikası.
Uykusuna yattığım, rüyasını gördüğüm, uyandığım cennet. “Balkanlar”ın kalbi diye
gösterilen coğrafya incisidir Rodoplar…
Bencileyin, evrenin kalbi!
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş veya Kayıt — yorum yazmak için.