Nöbettepe dergimiz değerli bir edebiyat dergisidir ve bu alandaki gereksinimi karşıla￾mada tek başına yeterli olmasa da, Bulgaristan Türk’üne anadilinde yaratılan edebî eserleri,

yazar ve şairleri tanıtma bakımından hâlihazırda ülkemizde yegâne dergidir. Yazı kurulunun

dergi kapsamına, edebî çevirmenlik de dâhil olmak üzere sanatımızın gitgide daha değişik

dallarını da alma kararı, kayda değer bir gelişmenin kanıtıdır. Neredeyse yarım yüzyıldır

değişik düzeylerde, birbirinden çok farklı ortamlarda, yazılı ve sözlü çeviri alanında deney

birikimi kazanmış biri olarak dergi yönetimini bu girişimi nedeniyle içtenlikle kutlarım.

Kısa tarihçe

Çeviri gereksinimi, insanlık tarihinde değişik dillerin oluşup konuşma dillerinin fark￾lılaşmaya başlamasıyla ortaya çıkmıştır. Bilim adamları ilk dillerin bundan 100.000 yıl

önce, ilk yazının ise 5.000 yıl kadar önce ortaya çıktığını tespit etmiştir. Bu bağlamda ele

alındığında, çeviri ve çevirmenlik tarihinin oldukça eskilere uzandığı görülür. Arkeologla￾rın kazılarında ortaya çıkarılan kemik mızraklar ve mağaralarda bulunan kalıntılarda Homo

sapiens türlerinin konuşmak için kendilerine özgü dil ifadesi buldukları bilinmektedir. Za￾manla değişik coğrafyalardaki insan soyları kendilerine özgü diller geliştirmiş, böylece

değişik dil yapıları ortaya çıkmıştır.

Bu olgulardan yola çıkarak ilk sözlü çevirilerin, ilk toplumsal yaşamı temsil eden ka￾bileler arasında başlayan ticaret ilişkileri ve egemenlik amaçlı savaşlar sırasında yapıldığı

bugün artık kesin bir olgu durumundadır. Günümüzde insanlık tarihinde ilk yazılı çevirinin

Sümerliler dönemine rastladığı da iyi bilinmektedir.

En başta sorumluluk duygusu!

Moskova’daki öğrenciliğim sırasında, Almanya’da çalıştığım yıllarda, Paris’te bulun￾duğum dönemlerde, Sofya’daki Türkoloji öğrenciliği yıllarımda ve İstanbul’da geçen git￾gelli yıllarımda edindiğim birikim, benim için çok önemliydi. Bu birikim sayesinde Varna

Radyo ve Televizyon Kurumu Başeditör Muavinliği’nin yanısıra kurumun Yabancı Diller

Servisi yöneticiliği yapmış biri olarak ise, 5 dilde yapmakta olduğum karşılıklı çeviri işle￾rinin büyük sorumluluk gerektiren, hayli zor, bazen gayet yıpratıcı, ama son derece zevkli

bir iş olduğunu öğrendim. Bu işte çok ciddi sorumluluk duymak, yani bir bakıma haddini

bilmek, bence mesleğimizin en önemli koşuludur. Bu duyguyla çalışmayan kişi, işinden

zevk de alamaz, gitgide robotlaşır. Bunu özellikle bu mesleğe özenen gençler için belirtme-

liyim. Yanlış veya eksik çeviri sebebiyle birçok belge sahibinin işlerinin aksadığı, şirketler

arasında davalar yürütüldüğü, hatta mütercimin ağır idarî, malî cezalar, hapis cezaları bile

aldığı, mesleğinden men edildiği iyi bilinmelidir.

Çeviriyi kim yapar?

Tercüman, her tür sözlü çeviri yapan kişidir. Konuşanın dilinden dinleyenin diline duy￾duğunu tercüme eden kişidir yani tercüman. Örneğin, mahkemede veya poliste bir tanığın

verdiği ifadeyi, bir politikacının demecini, farklı diller konuşan iki kişinin sohbetini, dip￾lomat ve bakanların yurtdışı görüşmelerinde söylediği sözleri hedef dile çeviren önemli,

değerli ve gerekli bir zihin emekçisidir tercüman.

Sözlü tercümede sözlerin birebir çevirisinden çok, konuşan kişinin vermek istediği me￾saj ve duygu önemlidir. Sözlü tercüme hızla yapılması gerektiği için yazılı tercüme kadar

kesin kuralları yoktur. Zaman zaman kişisel ya da kurumsal anlamda doğru ve eş zamanlı

tercüme gereği olur. Çevrilen dili çok iyi bilmenin yanında anlayıp yorumlayabilmek, hızlı

düşünebilmek eş zamanlı çeviride büyük önem taşımaktadır.

Simultane çeviri de denilen eş zamanlı çeviri genellikle konferans, sempozyum, semi￾ner, uluslararası hedef kitleye sahip kongreler, televizyon programları ve canlı yayınlarda

gerekmektedir. Çok fazla dikkat gerektiren simultane çeviri bazen başarılı tercümanların

bile çekindiği zor bir iştir. Simültane çeviri, yüksek düzeyde odaklaşma gerektirdiği için

çok yorucu ve yıpratıcı meslekler sıralamasında ön sıralarda yer almaktadır.

Mütercim, her türlü metnin yazılı olarak çevirisini yapan kişidir. Örneğin, herhangi

bir belgeyi, bir gazete kupürünü, bir arşiv kaynağını, bir raporu veya edebî bir eseri kay￾nak dilden hedef dile çeviren kişidir mütercim. Tercüme Bürosu diye bildiğimiz ofislerde

bir belgenin hedef dile yaptığı resmî çevirisinin doğruluğunu tasdik ettiği bölümün altına

“Mütercim” yazıp noter nezdinde imzalayan kişidir.

Sanatın en önemli alanlarından edebiyatı, günümüz koşullarında çeviri uğraşının, özel￾likle edebî çevirinin dışında düşünmek olanaklı değildir. Dünyanın ücra bir köşesinde yazı￾lan bir eser bile, ancak çevirmen sayesinde dünyanın öbür ucunda, yazarın dilini bilmeyen

okuruna, onun konuştuğu dilde ulaşır, insanoğlunun değerler kütüğünde yerini alır. Çe￾virmenlik artık meslek olmanın sınırlarını aşmış, yaratıcı sanatlar arasında hak ettiği yeri

almıştır. Günümüzde neredeyse bütün devletlerde edebî çeviri yapan kişinin telif hakkı

yasayla teminat altına alınmıştır.

En pratik şey, teoridir!

Bilgelerden biri “Hayatta en pratik şey, teoridir!” demişti. Bu saptama ilginç olduğu

kadar, önemli bir saptamadır aynı zamanda. Çevirmenlik ciddi bir meslek ve sanat kolu

olmanın da ötesinde bugün bir bilim dalıdır. Üniversitelerde çeviribilim okutulur. Çeviri￾bilim, yazılı ve sözlü çevirinin teori, betimleme ve uygulamasını konu alan bilim dalıdır.

Sahalararası bir çalışma alanı olarak çeviriye destek olan çeşitli alanlardan yararlanıp katkı

alır. Metin, dilbilim, sosyoloji, tarih, karşılaştırmalı edebiyat, felsefe, filoloji, edebiyat gibi

bilim dalları bulunur. Sosyal bilimlerin altında yer alan çeviribilim, değişik araştırma alan￾larına ayrılır. Bunlardan en önemlisi betimleyici alan, uygulama alanı ve kuramsal alandır.

Çeviri, kaynak metni daha önce belirlenmiş koşulları dikkate alarak erek dilde yeniden

yaratma eylemidir. Çeviri incelemesi ise bu yeni metnin kaynak metinle karşılaştırılarak

betimlenmesi, incelenmesi, çeviri sürecinde çeviriyi ve çevirmeni etkileyen koşulların göz

önünde bulundurulmasıdır.

Birçok üniversitede Mütercim Tercümanlık bölümü vardır. Mütercim Tercümanlık, dil￾lerin çeviri teorisi, kültürü, tanımı ve uygulaması ile ilgilenen bir çalışma alanıdır. Çeviriyi

sadece kültürlerarası aktarım olarak değil, aynı zamanda kültürlerarası iletişim olarak da

incelemektedir. Ama aynı zamanda, karşılaştırmalı edebiyat, kültürel çalışmalar, cinsiyet

çalışmaları, bilgisayar bilimi, tarih, dilbilim, felsefe gibi diğer bilgi alanlarına da değinen

bir disiplinlerarası olarak da tanımlanabilir. Günümüzün çok kültürlü ve çok dilli toplumu

diller ve kültürler arasında etkili, verimli ve empatik iletişim gerektirdiğinden çeviri bece￾rileri her zamankinden daha önemli ve çekici olmaktadır.

Doğru çeviri nedir?

Doğru çeviri yapabilmek için kaynak/araç dili ve hedef/amaç dili çok iyi bilmek çevir￾menlikte temel koşullardan biri olmakla birlikte, yeterli değildir. Doğru çeviri yapabilmek

için her iki dilin, özellikle hedef dilin kültürüne, ilgili ülkenin, o toplumun tarihi, coğraf￾yası, ana gelenek ve törelerine, edebiyatına yeterince hakim olmak da gerekir. Çeviribilim

bölümünden geçmiş olanlar, dillerin kültürü bakımından öncelikli sayılırlar. Örneğin, mi￾zah kültürle ilgili bir alandır. Bir toplumun güldüğü bir şeye başka bir toplum gülmeyebilir.

Fıkra ya da bir mizahi metin çevirisi yaparken hedef dilde okuyan kişinin de gülebileceği

bir şekilde çeviri yapılması gerekir. Burada önemli bir husus olarak belirtmeliyim ki, ede￾bî çeviri yapan kişinin edebiyatla yakın ilgisi olması, şiirlerin şair çevirmenler, öykü ve

romanların yazar çevirmenler tarafından çevrilmesi, çevirinin aslına en yakın, en doğru

olmasını sağlar.

Sadakat sorunu

Öncelikle edebiyat alanında çağdaş işlevsel çeviri kuramlarına göre erek metin, erek

kitleye ve metni çevreleyen koşullara göre üretilmelidir. Hedef dilin kültüründe kendine

özgü normlar ve kurallar vardır ve bu kurallar insanların yaşam tarzlarını şekillendirdiğine

göre, çevirmenin tercihini ve çevirisini de kaçınılmaz olarak şekillendirecektir. Şöyle ki,

çevirinin sadakatini etkileyen en önemli etmenler hedef dilin kültürünün normlarıdır. An￾cak çeviribilim kuramcıları arasında, çevirinin nedenli bir çalışma olduğunu, dolayısıyla

çeviriyi biçimlendirecek olan etkenin çevirinin amacı, yani hengi nedenle, kimin için yapı￾lıyor sorusunun yanıtı olduğunu savunanlar da var.

Anlama dayalı çeviri

Günümüzde, pratik anlamda en çok kabul gören çeviri yöntemi, anlama dayalı çeviridir.

Tümce yapıları birbirinden farklı iki dil arasında çeviri yapan bir çevirmenin kaynak dile ay￾nen sadık olmasında ısrar edilmemelidir. Genellikle dillerin tümce yapıları farklıdır. Çeviride

aslolan, metnin ne dediğini anlamak ve bu anlamı hedef dilde en güzel şekliyle ifade etmektir.

Karmaşık çeviri süreci yoğun zihinsel çalışma gerektirir. Çevirmenin karşısına sürekli sorun￾lar çıkar. Eski belgelerde rastlanan silinmiş yazılar, bölgesel lehçelere göre yapılmış espriler,

deyimler, sloganlar, ülkeye özel kısaltmalar ve hatta argo kelimeler çevirmenin işini zorlaştı￾ran konulardan bazılarıdır. Çevirmen kaynak metni baştan dikkatle okumalı, anlamalıdır. An￾laşılması zor bölüm ve sözleri not etmeli, tamamen anlayıncaya kadar üzerinde çalışmalıdır.

Çevirisi yapılacak metnin çok iyi anlaşılması, özümsenmesi ve vermek istediği mesajın çok

iyi kavranmış olması temel koşullardan biridir. Değişik kaynaklardan yararlanıp ilgili bölüm

ve sözün anlamını kavramadan erek dile çevirisi ya anlaşılmaz, ya da kaynak metne uygun

olmaz. Kuramcılar, çevirmene ne yapması gerektiğini söyleyemez. Onlar ancak ürüne baka￾rak çevirmenin tercihlerini açıklamaya çalışır. Çevirmen çeviri süreci içerisinde her somut

duruma göre kararını kendisi belirler, ona göre çalışır.

Çevirinin kalitesi

Yazılı bir çevirinin kalitesini arttıran yöntemlerden biri, kaynak dilin anadili konuşu￾cusu çevirmenler ile hedef dilin anadili konuşucuları olan çevirmenlerin aynı çeviri üze￾rinde çalışmasıdır. Tercüme edilerek kaynak dilden çevrilen yazıları okurken hiç farkında

olunmayan husus, bu işin ne emeklerle hazırlanarak yapıldığıdır. Farklı çevirmenlerden

aynı kitapları ya da metinleri okuduğumuzda yapılan işin kalitesi hakkında bir yorum ya￾pabiliriz. Çeviri metnin, hedef dilde yazılmış bir metinmiş gibi, rahat okunması, okuru

anlamakta zorlamadan okunmasıdır. Bu bakımdan Tercüme çalışmalarındaki sorunlar ve

zorluklar, çevirmenin yaptığı titiz çalışmalar, okuyucuya yansımaz.

Kimi özellikler

Günümüzün en çok kullanılan iletişim araçlarından internet ve web siteleri için yapılan

çeviri çalışmaları çok özel zorluklarla karşılaşmaktadır. Tüm web siteleri için ortak hedef,

verilmek istenen mesajın sınırlı süre içerisinde doğru olarak hedef kitleye aktarılabilmesi￾dir. Özellikle slogan, spot sözcükler, esprili satış taktikleri, kampanyalar birebir çeviri ile

hiçbir anlam taşımaz. Kaynak dilde kullanılan sloganın vermek istediği mesajın hedef dilde

de benzerinin bulunabilmesi büyük önem taşır. Web sitesi çevirileri mutlaka konusunda

deneyimli, web site ve e-ticaret tecrübesi olan çevirmenler tarafından yapılmalıdır. Onların

sürekli araştırma yapması ve güncel bilgilerle kendisini yenilemesi gerekmektedir. Bu hu￾sus, her çevirmen için geçerlidir.

Bazı özel notlar

Sonunda, kendi deneyimimden hareketle kimi hususları paylaşmak isterim. Yüksek ka￾litede çeviri yapan, dolayısıyla ilgili çevrelerce aranan bir çevirmen olmanın gereklerinden

biri çalışmalarında kullandığı dilleri anadili düzeyinde, hatta her iki dil de anadiliymiş

gibi konuşabilmesidir. Bulgaristan’da doğup büyümüş, eğitim görmüş Türk asıllı aydın￾lar arasından yetişmiş çevirmenler bir bakıma öncelikli sayılır. Ancak genç kuşakların

Türkçe anadilinde eğitim görmemesi ya da görememesi, bu önceliğin etkisini yıldan yıla

azaltmaktadır. Anadilinde eğitim görmeyenler, genellikle Bulgarca sözcüklerle ağırlaşan

yöresel ağızların, yerli şivelerin etkisinde, edebî Türkçeden uzak kalmaktadır. Anavatan

Türkiye’ye gittiklerinde bunun farkına varsalar da, geri döndüklerinde aralarında Bulgarca

konuşmaya ağırlık vermektedirler.

Bu hususla bağlantılı bir diğer soruna da değinmeliyim. Bu da, Türk dili ve edebiyatı

okunan üniversitelerden, gerçek anlamda yeterli bilgiyle mezun olanların sayısındaki dü￾şüştür. Türkoloji mezunu olup, Bulgarcanın tümce kuruluşunun etkisinden hâlâ kurtula￾mayanları, görüşlerini Türkçe doğru dürüst ifade etmekte bile zorluk çekenleri gördükçe,

insan üzülmekten kendini alamıyor. Gerçekten sanat yeteneği olan, eser yazmaya azimle

devam edenler arasında bile Türkçe okuma hevesi olmayanlar da hiç az değil. Türk edebi￾yatından üç beş isimden başkasını bilemeyenlere üzülmemek elde değil. Bu durumun ta￾rihçesi, sebepleri ve giderilme olasılıkları ayrı bir konu. Bu durum çevirmenlik mesleğinin

geleceğini de ilgilendiriyor olduğu için, bu hususları belirtmek ihtiyacı duydum.

FOTOĞRAF: Hikmet Efrahim / Хикмет Ефрахим