U

NESCO, toplumlar arasında barışı, anlayışı ve yakınlaşmayı geliştirmek için

üye devletlerin evrensel öneme sahip kişilerini veya tarihî olaylarını, anma ve

kutlama yıl dönümleri kapsamına alıyor. UNESCO, bu özellikleri nedeniyle 2021 Anma ve

Kutlama Yıl Dönümleri’nde Yunus Emre’nin vefatının 700’üncü yıl dönümüne de yer verdi.

Yunus Emre’nin doğumunun 750’nci yıl dönümü ise 1991’de UNESCO Anma ve Kutlama Yıl

Dönümleri’nde yer almıştı.

Yunus Emre, Türk-İslam medeniyetinin önde gelen manevi mimarlarındandır. Bugün ko-

nuştuğumuz Türkçenin temellerini o atmıştır. 13. yüzyılda Anadolu’da Türkçenin bir edebiyat

dili olmasını yolunda ilk ve en önemli çaba Yunus Emre’ye aittir. Anadolu Selçuklu Devleti

zamanında din ve bilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak da Farça kullanılıyordu. Bu

dönemde Farsça saray dili haline getirilmişti. Yunus ve onun yolunda giden şairler, Türkçeden

yana tavır koyarak Türkçe yazmışlar, Türkçe söylemişlerdir.

İşte Yunus’u Yunus yapan en önemli özelliklerinden birisi bu Türçeciliğidir. Türkçeyi sa-

natkârane bir dehayla kullanmasıdır. Türkçeyi büyüleyeci bir üslupla şiirleştirmek ona nasip

olmuştur. Yunus, dil ve ifade bakımından Türk milletiyle bütünleşmiş bir şairdir. O, milletinin

iman ve duygu dünyasını Türk diliyle ölümsüz bir mesaj haline getirmiştir. Yunus’un zaman-

ları aşarak günümüze kadar gelmesi ve her kesimden insanlarımıza hitap edebilmesindeki sır

burada aranmalıdır.

Yunus’tan önce veya onunla aynı dönemde Anadolu Türkçesiyle şiir yazan şairler vardır.

Ahmet Fakih, Şeyyad Hamza ve Dehhani, Türkçe yazan şairlerdir. Mevlana ve oğlu Sultan

Veled de bazı Türçe şiirler kaleme almışlardır. Fakat bunların hiçbiri Yunus’un yaptığını başa-

ramamıştır. Yunus, denebilir ki, Türkçenin kurucusudur. O, Anadolu toprakları üzerinde dilden

bir mimarî yapı kurmuştur. Süleymaniye taştan bir anıtsa, Yunus’un ilâhileri de sesten bir anıt-

tır. Yunus, Türk diline ruhunun derinliklerinden öylesine üflemiştir ve öylesine canlandırmıştır

ki, Türkçe kıyamete kadar diri kalacak bir enerjiyle yüklenmiştir.

Yunus Emre’nin kullandığı Türkçe sadedir. Fakat o dönemin Türkçesinde var olan ve halk

tarafından da kullanılan Arapça ve Farsça kelimeleri de kullanmıştır. İslâmiyet yuluyla Türk-

çeye giren Arapça kelimelerle aynı medeniyet dairesi içinde bulunma nedeniyle Farsçadan

Türkçeye geçen kelimeleri halk Türkçeleştiriyor ve öyle kullanıyordu. Yunus’un şiirlerine ba-

* Dr. Öğretim üyesi, Plovdiv- Paisiy Hilendarski Üniversitesi, Filoloji Fakültesi

kıldığında Arapça ve Farsça asıllı kelimelerin Türkçenin ses sistemine nasıl uyarladığı görülür.

Yani, Yunus kullandığı dil bakımından halkından bir milim bile ayrılmamıştır. Onun şiirlerin-

deki kelimeler, insanların da günlük hayatında kullandıkları kelimelerdir.

Bugün artık kullanılmayan, unutulmuş bazı arkaik kelimelerin Yunus’un şiirlerinde yer

aldığını görüyoruz. Mesela “arkuru, ög, ayruk, bezek, kezek, uçman, sınuk, kıçı, iye, yazuk...”

gibi kelimeleri şiirlerinde sıkça kullanmıştır.

Nihat Sami Banarlı, Yunus’un dilini şöyle değerlendirmektedir:

“Yunus Emre’ye kadar, üç milletin üzerinden asırlarca işlediği Fars dili bile vehdet-i vücut

inanışını Yunus kadar kolay söyleyememiştir. Hiçbir yapmacığı olmayan, âdeta sanat kaygı-

sıyla söylenmiyormuş gibi sade ve külfetsiz bir lisanla söyleyen Yunus’un şiirlerine hemen

bütün tasavvuf edebiyatında benzer şiirler bulmak kolay değildir.”

Yunus’ta, tasavvufun söylenmesi güç heyecanları, berrak bir su içindeymiş gibi zevkle

görülür. Bu su, denilebilir ki, Yunus’un güzel, musiki dolu, saf ve temiz Türkçesidir. Bu öyle

bir sudur ki, bulunduğu kap sarsılıp onu çağıldatan şiirin ruhundaki fırtınalar arttıkça daha çok

berraklaşır.

Allah sevgisini, insandaki Allah’ı, her varlıkta Allah diyen bir ifade bulunduğunu söyler

ve Tanrı’sına varamamak endişesiyle yandığı zamanlardaki acısını haykırırken Yunus, âdeta

eskiden söylenmiş şiirleri hatırlatıyor ve onları tekrarlıyormuşçasına şiiri kolay söylemiştir.

Böylelikle Anadolu’da 13. yüzyılda başlayan ve bir daha yerini hiçbir yabancı dile bırak-

mayan Türkçenin bu kati zaferinde Yunus Emre’nin aziz hizmeti vardır. Ancak, Yunus Emre

Türkçesi, bazılarının yanlış söyledikleri gibi bir öz Türkçe değildir. Bu dil, ortak İslâm medeni-

yeti içinde öteden beri gelişmeye başlamış ve bu ortak medeniyet dillerinden Türkçeleştirilmiş

kelimelerle zengin bir İslâmî Türk Dili’dir. Türk milleti, özellikle Anadolu ve Balkanlardaki

Türkler her türlü yabancı kökenli kelimeleri Yunus Emre asrından bu yana, büyük bir temsil

kudretiyle Türkçeleştirmiş, bunların pek çoğunu kendi dilinin söyleyiş inceliklerine uydurarak

Türkçe sözler haline getirmiştir.

Kimliğimizin ve kültürümüzün en önemli anahtarlarından biri, belki de en başta geleni

dilimizdir. Bunun için Yunus’u yeniden keşfetmek, yeniden öğrenmek, yeniden yorumlamak

durumundayız. Böylelikle, önce biz Yunus’u kendi hayatımızın içine katıp özümsemeli, sonra

da onun mesajını bütün dünyaya yaymalıyız. Bu bağlamda Türkçemizin medeniyet dili kimli-

ğiyle bir kez daha dünyaya duyurulmasına vesile olacak “Yunus Emre ve Türkçe Yılı” hayırlı

olsun.

BİR USTA - BİR ÇIRAK Köşesi ile dergimizin geçmişle geleceği yan yana oturtup okur-

larımızın da huzurunda yepyeni bir boyutta sohbete dalmalarını amaçlıyoruz. Usta-Çırak iki-

lisi klasikleşmiş maharet ve tecrübe çerçevesinde algılanmamalı. Burada boynuzu geçen nice

kulaklarla karşılaşacaksınız. Kulağın boynuza göre bir üstünlüğü daha vardır: onu nazikçe

okşayıp çekebilirsiniz, bu onun daha da hızlı büyümesini sağlayacaktır.

RÜSTEM AZİZ

25

Eylül 1944 Kırcaali doğumlu olup 1987’den beri Varna’da oturmaktadır.

Varna Türk Kültür Derneği Kurucu Sekreteri, Sabahattin Ali Halk Kültürevi

Başkanı, Deliorman Edebiyat Derneği Yönetim Kurulu üyesi, Bulgaristan Gazeteciler Birliği

üyesi ve Antalya merkezli Avrasya Sanat Kültür Edebiyat ve Bilim Federasyonu (ASKEF)

Bulgaristan temsilcisidir. Moskova Üniversitesi Felsefe Bölümü ve Sofya Üniversitesi Türko-

loji Bölümü mezunudur. Uzun yıllar üniversite öğretim üyeliği ve Bulgar Radyo Televizyon

Kurumu Varna Baş Editör Muavinliği yapmıştır. Elbet Bir Gün, Bir Kapı Açılsa ve Rüzgârım

Ben başlıklı üç şiir kitabı vardır. İlk şiirleri 1960’larda, ardından ilk öyküleri 1970’lerde, Kır-

caali’de yayımlanan Nov Jivot / Yeni Hayat gazetesinde ve Sofya’da çıkan Yeni Hayat dergi-

sinde basılmıştır. Daha sonraki yıllarda Bulgaristan edebiyat dergilerinde birçok eser yayım -

lamıştır. Şiirleri çeşitli antolojilerde yer almıştır. Beş dilde şiir kitapları ve roman çevirilerinin

yanı sıra, edebi editörlük yapmaktadır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın TEDA Projesi

çerçevesinde roman çevirileri üzerinde çalışmaktadır. Ayrıca Türkiye Sosyal Tarih Araştırma

Vakfı TÜSTA V’a da çeviriler yapmaktadır. Türkçe, Bulgarca, Almanca, Rusça ve Fransız-

ca’dan 50’yi aşkın kitap çevirisi ve tarih konulu derlemeleri kitap piyasalarındadır. Oğlu Na-

zım tiyatro ve sinema sanatçısı, kızı Esin Almanca öğretmenidir.