TÜRKSOY Genel Sekreteri Sn. Prof. Düsen Kaseinov 1947 yılında Kazakistan’da doğdu.

1961 senesinde Tattimbet Karagandı Müzik Lisesi’nde eğitime başlamış,

1965 - 1970 yılları arasında Kurmangazi Devlet Sanat Enstitüsü’nde öğrenim hayatına

devam etti. Düsen Kaseinov öğrenciliği ile eşzamanlı olarak Kazakistan Radyo ve Te-

levizyonu Oda Orkestrası Sanatçısı olarak Kazakistan’ın o dönem başkenti olan Almatı

şehrinde görev yaptı..

İlerleyen yıllarda Moskova’da “P .İ Çaykovski“ Devlet Konservatuarı’nda eğitmen

olarak görev alan Kaseinov, 1972-1978 yıllarında Kurmangazi Almatı Devlet Konser -

vatuarı’nda, Baş Öğretim Üyesi olarak çalışmalarını sürdürmüştür.

Meksika Filarmoni Orkestrası Sanatçısı olarak yaklaşık üç sene Meksika’da da gö-

rev alan Kaseinov, Kazakistan’a dönüşü ile birlikte eğitim gördüğü Kurmangazi Almatı

Devlet Konservatuarı’na, ilkin Keman Kürsüsü Başkanlığı, hemen ardından, 1997 yılı-

na dek Kurmangazi Almatı Devlet Konservatuarı Rektörlüğü yapmıştır.

Prof. Düsen Kaseinov, 1997 yılında Kazakistan Cumhuriyeti Eğitim ve Kültür Ba-

kanlığı’nda Kültür Komitesi Başkanlığı ve bakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuş -

tur. 2003 senesinde Kazakistan Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı görevine getirilen Düsen

Kaseinov, 2004- 2005 yıllarında Kazakistan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Özel Görev

Elçisi olarak çalışmıştır. Bağımsız Devletler Topluluğu’nda 2008’e kadar kültürel ve

sosyal konularla ilgili Kazakistan Cumhuriyeti Özel Temsilcisi olarak çalışan Kaseinov,

ayrıca çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik görevleri de üstlenmiş, yürütmüş-

tür.

Prof. Dr. Düsen Kaseinov ve Nöbettepe Dergisi Yay.Yönetmeni Kadriye Cesur Plovdiv’de

Kariyeri boyunca kültürlerarası yakınlaşma ve ülkeler arası ilişkiler alanında yap-

mış olduğu katkılardan dolayı pek çok ülke ve farklı uluslararası kuruluşlar tarafından

ödüllere layık görülen Prof. Düsen Kaseinov, 2008 yılında başladığı Uluslararası Türk

Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreterliği görevine halen devam etmektedir.

18.07.2019 tarihinde TÜRKSOY Gençlik Korosu’nun “Plovdiv- 2019 Avrupa Kültür

Başkenti” etkinlikleri kapsamındaki konserinden sonra Nöbettepe/Небет тепе dergisi

okurları için söyleştik.

Nöbettepe Dergisi: Değerli Hocam, pek sevgili maestro Düsen Kaseinov, okurları-

mız sanatçı kimliğinizin yanında yönetici kimliğinizi de merak etmekteler. İlkin TÜRK -

SOY teşkilatı hakkında konuşalım isteriz. Söyleşimizin ikinci kısmında Sizlere, ilk göz

ağrınız ve büyük aşkınız olan keman sanatına, müzik sevdanıza, yaratıcılığınıza yönelik

sorularımız olacak, izninizle. TÜRKSOY teşkilatı nedir, kısaca bilgi verebilir misiniz,

lütfen?

Prof. Düsen Kaseinov: Çok teşekkür ederim. TÜRKSOY olarak bilinen ve öylece de

telaffuz edilen teşkilat Uluslararası bir Türk Kültürü Teşkilatıdır (TÜRKSOY). Türk dilini

konuşan halklar ve ülkeler arasında dostane ilişkiler kurarak, ortak Türk kültürünü,

dilini, tarihini, sanatını, gelenek ve göreneklerini araştırmak, geliştirmek, korumak ve

gelecek kuşaklara aktararak kalıcı kılmak amacıyla çalışmalarını sürdüren uluslararası

bir kültür, sanat örgütüdür.

Nöbettepe Dergisi: Sizlerle söyleşme şansını yakalamamıza vesile olan TÜRKSOY

Gençlik Korosu’nu da tanıtır mısınız, lütfen.

Prof. Düsen Kaseinov:Tabii, efendim. 2010 yılında kurduğumuz TÜRKSOY Genç-

lik Oda Orkestrası’nda elde ettiğimiz tecrübeler ışığında 2015’te yeni bir heyecanla

TÜRKSOY Gençlik Korosu’nu kurduk. TÜRKSOY Gençlik Oda Korosu Türk dünyası ko -

roları arasında repertuvar, şef, müzisyen değişimlerinin yapılabilmesi ve Türk müziği-

nin dünyaya tanıtılması amaçları doğrultusunda, Türk Cumhuriyetleri’nin önde gelen

konservatuarlarından seçilen başarılı genç müzisyenlerin bir araya getirilmesiyle ku-

ruldu. Koronun kuruluşunu takiben geçirdiği yoğun hazırlık çalışmalarının ardından

2. Avrupa Koro Oyunları’nda Türk Cumhuriyetleri’ni temsil etmiş, ilk kez katıldıkları

yarışmadan 3 farklı kategoride Altın Madalya kazanarak Türk Dünyasının ortak gurur

kaynağı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sizin de gördüğünüz gibi koromuzda Azer-

baycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye ve Tataristan (RF)’dan katılan çok

başarılı konservatuar öğrencileri yer almakta. Aslında bizler bu projeyi 32. Dönem

Türk Dili Konuşan Ülkeler Kültür Bakanları Daimi Konseyi Toplantısı sırasında alınan

karar üzerine hayata geçirdik. Türk halkları arasında koro müziğinin yaygınlaştırılması

ve mevcut birikimin tüm dünyaya tanıtılmasını amaçlamıştık. Bizler bugün, 2019 Av-

rupa Kültür Başkenti Filibe’de de bu amaçlar doğrultusunda bulunuyoruz.

Koromuz TÜRKSOY‘un kuruluşunun 25. yılı kutlamaları kapsamında 2018 yılın-

da Kazakistan’ın Karaganda, Pavlodar, Semey, Öskemen ve Astana şehirlerinde de

konserler verdi. Bu yıl ise Filibe’de başlaya bu turne Sırbistan, Karadağ, Hırvatistan

ve Portekiz’i kapsayacak. Özellikle sizlere bahsetmeden geçemeyeceğim, TÜRKSOY

Gençlik Korosu dünya koroları EXPO’su tarafından Portekiz’e davet edildi. Orda Dün-

ya Koroları Federasyonu tarafından düzenlen EXPO etkinliklerinin yanı sıra Lizbon ve

Cascais’te çok önemli konserler düzenlendi. Bizler, Türk halk ezgilerini düzenlediğimiz

konserler ile dünyanın dört bir yanına taşımaya devam edeceğiz.

Nöbettepe Dergisi: Çok teşeşkkür ederiz, Hocam. TÜRKSOY Gençlik Korosu’nun

kuruluş amaçlarının birinin Türk Müziğinin dünyaya tanıtılması olduğunu belirtiyorsu-

nuz. Burada, Plovdiv’de izleme ve dinleme şansını yakaladığımız konser repertuvarın-

da Türk Müziği geniş bir yelpazede sergilendi, çok başarılı bir konser izledik. Ancak

Rumeli Türk Müziğini göremedik. TÜRKSOY Gençlik Korosu’nun ilerleyen çalışmalarına

Rumeli Türk Müziği de dahil olabilecek midir, efendim? Nedir düşünceleriniz?

Prof. Düsen Kaseinov: Açıkçası ilk başta şunu ifade etmem gerekiyor, müziğin

evrensel bir dili vardır. Dolayısıyla koronun seslendirdiği parçalara baktığımızda ortak

coğrafyamız olan Altaylar’dan Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyanın özelliklerini ta-

şıdığını görebiliriz. Koronun repertuvarı siz de dinlediğiniz üzere iki ana bölüme ayrı-

lıyor. Başta klasik Batı eserleri seslendiriliyor ve ardından Türk Dünyası’nın eserlerine

geçiliyor. Bizler tabi ki repertuvarda Rumeli Türk müziği eserlerine de yer vermek is-

teriz, ama bu güne kadar yaptığımız araştırmalarda ne yazık ki çok sesli koroya uygun

ve notaya alınmış eserlere rastlayamadık.

Sizler vasıtasıyla Rumeli Türk müziğinin bestekârları, müzik üstadlarına seslenmek

istiyorum; eğer ellerinde bulunan çoksesli çalışmalar varsa teşkilatımızın iletişim ad-

reslerinden bizlere ulaştırsınlar. Tabi ki onları büyük memnuniyetle repertuvarımıza

ekler, başta Türk Dünyası olmak üzere koromuzun sahne alacağı uluslararası sahne -

lerde seslendiririz.

Nöbettepe Dergisi: Kopuz Coğrafyası kapsamında Türk Musikisi hakkında neler

paylaşabilirsiniz? Kopuz Çoğrafyası’nda epeyce farklı diller konuşulur. Hâkim dil Türk-

çe’mizdir. Ünlü şair ve müzisyen, üstad, müzisyen ve şair Fırat Kızıltuğ bu konuda

şunları söyler: “Bu coğrafyada bir dil daha vardır ki, herkes bu dilden konuşmak zo -

rundadır. Bizim ısrarla vurguladığımız, ‘İkinci Dilimiz’ diye târif ettiğimiz dil, Türk Mu-

sikisi’nin dilidir! Bizim Musikîmiz, Batıya doğru uzaklaştıkça değişir. Yabancılaşır. Orta

Avrupa’da tamamen farklı, yabancı bir kılığa bürünür. Güneye inildikçe, tesiri devam

eder fakat basitleşir.” Nereleri ve neyi kapsar bu Kopuz Coğrafyası? Lütfen, bizleri

bilgilendirebilir misiniz?

Prof. Düsen Kaseinov: Kopuz coğrafyası alabildiğine geniş. O coğrafyanın müzi-

ği, Türk dili konuşan halkların milli kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. Nesillerimizin

akıllarında unutulmayacak izler bırakan müzik, manevi dünyamızı da yansıtan ilham

kaynağımızdır. Coğrafyamızın yetenekli müzisyenleri; köklü müzik geleneğimiz saye-

sinde, dünya müzik hazinesine büyük katkılarda bulunan, tanınmış orkestra şefleri

ve ünlü besteciler yetiştirmiştir. Bu değerli mirasın taşıyıcılarına destek olmamız çok

önemli. Bu mirası gelecek nesillere aktaracak olan kişiler gençlerimizdir. Bunun için

sizlere şunu söyleyebilirim: Sovyetler Birliği döneminde ve hâlen temel olarak geçerli

eğitim sisteminde Orta Asya coğrafyasında sabah ilkokula giden öğrenciler arasından

isteyenler öğleden sonraları müzik okuluna gider. Yedi yıl süren bu dönem, çocuklar -

daki müzik yeteneğinin tespit edilebilmesi için en uygun zaman dilimidir. Yetenekli

olanlar ve arzu edenler yedi yaşına gelince on yıllık yatılı müzik okuluna giderler. Her

iki tür okulda çalgı da, kuram da çok iyi öğretilir. Buradan mezun olanların ortalama

yüzde 10’u dört yıllık müzik kolejlerine yönlenir. Müzik lisans eğitimi ise üniversite

statüsündeki beş yıllık konservatuvarlarda verilir. Konservatuvarların başında rektör,

dalların başında ise dekanlar vardır. Konservatuvarlarda hem icracı, hem de konser -

vatuvarlar için eğitimci yetiştirilir. Ayrıca genel üniversitelerin eğitim fakültelerinde de

müzik eğitimcisi yetiştirilir ve buradan mezun olanlar konservatuvar dışındaki diğer

okullarda çalışırlar.

1991 yılından sonra bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetlerinde; temel okul,

kolej ve konservatuvar dizisinden oluşan bu eğitim sisteminden yavaş yavaş serbest pi-

yasaya kayma oldu. Yine de, yetenekli çocuklara yönelik yatılı sistem devlet tarafından

finanse edilmeye devam ediliyor, ama birçok çocuğun yeteneklerinin ortaya çıkmasına

vesile olan genel müzik eğitimi zayıfladı.

Yukarıda anlattığım sistem uzun süre boyunca sadece Klasik Batı Müziği için geçer-

liydi. Halk müziği çalgı eğitimi olarak 1960’larda başladı. İki yıllık hazırlık döneminden

sonra konservatuvarlarda veriliyordu. 1987’de halk vokal müziği eğitimi de başladı.

Uzun yıllar kemancı olarak çalıştıktan sonra, müzik üniversitesi rektörü olduğumda,

üniversitemde halk vokal müziği bölümü ve hazırlık okulunu açan kişi ben oldum. An-

cak müzik yelpazesinde bir uçtan diğer uca savrulmadık; Klasik Batı Müziği’ni de geliş-

tirip devam ettirdik. Mottom şuydu: ‘Bir elimde dombra, diğer elimde keman ile müzik

dünyasında yerimizi alacağız.’ Klasik mi, yoksa geleneksel mi ikilemindeki formül, her

iki müziğin de geliştirilmesi gerektiği doğrultusundadır. Zaten doğada da böyle değil

midir? Yırtıcıları yok ederseniz, diğer bazı türler hızla gelişerek zarar verici olmaya

başlar. Doğada dengeyi korumak gerektiği gibi, müzikte de uluslararası müzik ve ge-

leneksel müzik dengesini korumak gerekir. Bizde şimdi devletlerimiz her iki müziği de

destekliyor çünkü eğer kendi müziğimizi devam ettiremezsek kültürümüzün bir kısmı

kaybolur gider. Öte yandan, klasik müziği devam ettiremezsek de uluslararası camiada

yer alamayız. Yani sadece etnik müziğe önem verirsek dünyadan koparız. Biz şimdi

uluslararası ortamda hem ülkemizi ve öz müziğimizi sergiliyoruz, hem Batı’yla aynı

müzik dilini konuşuyoruz. Dünya toplumuna ancak böyle girebilir, dünyadaki yarışma-

ları ancak böyle kazanabiliriz. İşte o zaman bize de saygı duyarlar. Elimizde dombra ile

keman yarışmasına katılmamız absürt olur. Türkmenistan 2001’de opera ve bale ku-

rumu kapatıldı ama daha sonra bu hareketin yanlış olduğu anlaşıldı ve yeniden açıldı.

Nöbettepe Dergisi: Sanatçı, yaratıcı kimliğinizle ilgili merak ettiklerimiz var. Ma-

estro Düsen Kaseinov niçin kemanı seçti? Zira piyano var, çello var, kontrabas var, var

da var... Ancak sizin enstrümanınız keman oldu. Keman sanatı alanında üstün başarı-

larınız var. Kemanı seçiminiz nasıl oldu?

Prof. Düsen Kaseinov: Bu soru ömrüm boyunca karşılaştığım bir soru. 65 yıl önce

Karagandı şehrinde 7 yaşında ilkokula gittiğim dönemde komşuluğumuza Kırgızistan’ın

başkenti Bişkek’ten (o dönemde Frunze olarak adlandırılıyordu) bir profesör ailesi ta-

şındı. Bir gün annemle onlara misafirliğe gittiğimde o evde küçük bir kızın keman çal-

dığını gördüm. O kız müzik okulunda keman eğitimi görüyordu. O zaman klasik müzik

konserleri çok azdı ve benim bu konserleri görme olasılığım da yoktu. İlk defa canlı

olarak bir müzik aletini görmem ve sesini duymam bende büyük bir etki oluşturdu. O

zaman tabi bu sesin, profesyonel müzisyenin kemanından çıkan muhteşem sesten çok

uzak, bir öğrencinin kemanından çıkan ham ses olduğunu bilmiyordum. Kemanın ben-

de uyandırdığı etkiyle, anneme benim de bu müzik aletinde çalmak istediğimi söyle-

dim. Kemanla ilk tanışmam bu şekilde oldu. Daha sonra ise radyoda bir keman konseri

yayınında bu aletin o muhteşem gerçek sesini duyduğumda ise, hayalimde benim de

böyle çalabileceğimi canlandırıyordum.

Annem isteğim üzerine beni kızın okuduğu müzik okuluna kayıt için götürdü ve be-

nim müzik kulağım, yeteneğim olup olmadığını piyanoyla kontrol ettiler. O zaman da

ilk defa piyanoyu gördüm. Kontrol süresince hep piyanoya dokunmak geçti içimden,

merak ediyordum o ses nasıl çıkıyor ve neresinden çıkıyor. Sırtım piyanoya dönük

şekilde bana çıkan sesleri sorduklarında, sesin cazibesine kapılarak hep sesin geldiği

yere bakmaya can atıyordum. Bu dikkatimi dağıtsa da, kontrolü geçtim ve hocalar iyi

bir müzik kulağım olduğuna karar verdi, ritim duygumu kontrol ettiler, ellerime baktı-

lar ve keman sınıfına kabul ettiler. 65 yıl önce benim keman eğitimi için kabul edildiğim

ve yedi yıl eğitim gördüğüm Karagandı’daki müzik okulunda bu yıl benim adımı taşıyan

“Prof. Düsen Kaseinov Keman Eğitim Sınıfı” açıldı. Kemanla tanışmam 65 yıl önce bu

şekilde gerçekleşti ve bu seçimimden yaşadığım zorluklar ve karşılaştığım başarısız-

lıklara rağmen hiçbir gün bile pişmanlık duymadım.

Nöbettepe Dergisi: 1970-72 yılları arasında Moskova “P .İ.Çaykovski” Devlet Kon-

servatuvarında çalıştınız. Özgeçmişinizde Kurmangazi Devlet Koservatuvarı’na (Al-

matı) ve Meksika’ya uzanan sanatçı ve öğretim üyeliği çizginizi izliyoruz. Moskova

Konservatuvarı sanatçı kimliğinize neler kattı, Almatı’yı özlüyor musunuz, Meksika’nın

yeri nedir sanat yaşamınızda?

Prof. Düsen Kaseinov: Konservatuvarın birinci sınıfında okuduğum 1965 yılında,

ilk eğitim yılı derslerimizdeki başarılarımıza göre benimle birlikte daha iki kemancıyı,

SSCB geneli kemancılar yarışmasına göndermekle ödüllendirdiler. Moskova’da düzen-

lenen ve üst düzey kemancıların katıldığı bu yarışmanın birincisi Sovyetlerin meşhur

kemancısı Viktor Tretyakov oldu. Böylece, ben ve arkadaşlarım ilk defa dönemin en iyi

kemancılarını dinleme ve Sovyetler’deki keman sanatının üst düzey müzisyenleriyle

tanışma fırsatını yakaladık. Bu Kazakistanlı üç genç için büyük bir ödül ve büyük bir

başarıydı. Tabii ki, her bir müzisyende olan daha üst düzey eğitim alma isteği bende

de oldu ve Moskova’da okuma arzum doğdu. Bu nedenle Almatı’daki konservatuvar

eğitimimi tamamladıktan sonra Moskova’da keman ustalığımı geliştirmek amacıyla

yüksek lisans eğitimi için başvurdum. Moskova, o dönemde keman eğitimi ve ustalı -

ğında dünyada birinci yerdeydi. Sovyet kemancılar dünya genelinde düzenlenen bütün

yarışmalarda genellikle birinci olmak üzere mutlaka ilk üç sıradan birinde bulunuyor -

du. David Oystrah, Leonid Kogan, İgor Bezrodnıy gibi keman ustaları dünya genelinde

herkesin dilindeydi. Benim şansıma da bu büyük keman ustalarından birinin, Profesör

Bezrodnıy’ın sınıfında eğitim alma mutluluğu düştü. Büyük kemancı, büyük öğretmen,

büyük şef Bezrodnıy’ın sınıfında 1970 yılında eğitim görme fırsatı yakaladım. Benim

sonraki sanat hayatıma da bu eğitim büyük etki yaptı. Prof. Bezrodnıy’ın insani özellik-

leri, iyi eğitimli bir aydın olması, benim kişisel gelişimime de yön verdi.

Moskova eğitimimi tamamladıktan sonra Almatı Konservatuvarına öğretim görevli-

si olarak geri dönmem, solo konserlerle sahne almam, orkestrayla birlikte konser ver-

mem, turnelere çıkmam, kısacası bütün geri kalan hayatım Almatı’yla bağlı olmuştur.

Sadece üç yıl Meksika’da yaşadığım dönemde Almatı’dan ayrı kalmıştım, onun dışında

öğrenciliğimden Almatı Konservatuvarı Rektörü görevimin bittiği 1997 yılına kadar

bütün güzel anılarım Almatı’yla ilgilidir. Eğitime başladığım 1965 yılından itibaren, öğ-

renci, Öğretim Görevliliği, Doçentliğim, Öğretim Üyeliğim, Keman Bölümü Başkanlığı

görevim, Profesörlük unvanım ve on yıl süren Rektörlük görevim Almatı Konservatua-

rı’nda geçti. Almatı’yı özlüyor musunuz diye soruyu cevaplayacak olursam, Almatı’da-

ki yaşamım, benim en güzel yıllarımın geçtiği, kişisel olarak ailemin oluştuğu, çocukla-

rımın dünyaya geldiği, hayatımda çok sayıda güzelliğin yaşandığı yıllardır.

Meksika büyük tarihe sahip, ilginç, rengârenk yaşamı olan, muhteşem bir ülke. Biz o

dönemde on iki Sovyet müzisyeni olarak uluslararası bir orkestrada yer almak için özel

davetli olarak Meksika’ya gitmiştik. Dönemin Meksika Cumhurbaşkanı Jose Portillo

Lopez’in kendisi de piyano sanatçısı olan eşi, orkestranın sorumlusu ve yöneticisiydi.

İyi müzik eğitimi alan bu hanımın yönetimindeki orkestraya, o dönemin iki ayrı kutbu-

nun; sosyalist ve kapitalist ülkelerin en yetenekli sanatçıları toplanmıştı. Sosyalist ül-

keleri SSCB, Polonya, Çekoslovakya ve Bulgaristan’dan sanatçılar temsil ediyordu. Bu

orkestradaki çalışmam sanatsal gelişimimize önemli katkı yaptı, böyle ki, bu orkest-

rayla Latin Amerika eserleriyle birlikte, Amerika, Avrupa, Asya’dan bir birinden farklı,

çeşitli ülke ve bölge eserlerini icra ettik. Burada herkesi zikretmem mümkün değil tabii

ki, ancak bu orkestrada dünyanın en ünlü sanatçıları ve şefleriyle aynı sahneyi paylaş-

ma fırsatı yakaladık. Bu orkestranın turneleriyle üç yıl içerisinde otuzdan fazla ülkeyi

ziyaret ettik. Sovyet yönetimi zamanında Bulgaristan ve Moğolistan gibi SSCB ile yakın

ilişki içerisinde olan ülkelere gitmek bile problem iken, bizler ABD’den Japonya’ya,

Avrupa’dan Hong Kong’a kadar birçok gelişmiş ülkede bulunduk ve sanatçılar için en

önemlisi olan Arjantin Colon Tiyatrosu, New York Carnegie Hall, Leipzig Gewandhaus

Salonu, Batı Berlin Filarmoni Salonu gibi dünyanın en iyi, en popüler orkestra salonları

ve sahnelerinde konser verdik.

Nöbettepe Dergisi: Biz, Nöbettepe Dergisi olarak Ocak 2020 tarihinde birinci yaş

günümüzü kutlayacağız. Ne mutlu bize ki, bu küçücük yaşımıza karşın Sizlerle de te-

mas edip, Türk Dünyasının nabzını hissedebildik. Çok teşeşkkür ederiz.

Prof. Düsen Kaseinov: Ömrünü sanat ve kültürle geçiren birsi olarak birinci yaşını

kutlayan Nöbette Dergisi’ne de sanat hayatında başarılar diler, kitle iletişim araçlarının

kültür, sanat, edebiyattan uzak kaldığı, basın ve yayın kuruluşlarının bu tür haberlere

yer vermediği ve haber azlığı, bilgi eksikliği yaşadığımız bu dönemde, derginizde kül-

tür ve sanat konularına daha fazla yer vermenizi, gelecek nesillere iyi örnek ve teşvik

niteliğindeki sanat ve kültür insanları hakkında daha fazla röportajlar yayınlamanızı

dilerim.