buğday taneleri gibi-

aydın ve cömert.

Annemin elleri gibi,

yıllardır özlediğim.

İki el, çiçek gibi açılsın.

Merhamet büyüsün avuçlarında.

Okşasın beni, sallasın beni,

rüzgarın ormanı salladığı gibi.

İki el, genç iki asma gibi

sarılsınlar bana, çeksinler beni;

duyabilmek için

toprağın sesini.

Sonra...

Şarkı ve efsaneler dizesin,

kızlığından kalan çeyizi açar gibi.

Elmaya kokan, ekmeğe kokan,

gelin girdiğin evinde.

...

Kimin elisin sen, ey güzel el?

Altın makasınla

giydirmek için gelinlik göklere

bulutları böyle kesip, biçen...

Ama yine de

gökyüzü çıplak kalmış,

kime ne?

O güzeldir, böyle de...

Altın kalbini gösterince hele

“mutluyum” der,

güler yeryüzüne.

Kimin elisin sen ey, güzel el?

Doru atlarını kırbaçlayıp

yelelerinden rüzgar uçuran?

Güzeldir atların rüzgarı,

okşasa da, hırpalasa da

dalları, çimenleri.

Bir de gösterirse çarpan yüreğini

“mutluyum” dememek elde değildir

ta derinden gelen bir meltemin

sesiyle.

...

Biz hep analarımızın türkülerini

severiz.

Servi boylu, üzüm gözlü kızlarını

türkülerin.

Al al kaynar kanımız damarlarımızda,

güneşten salıncaklar iner,

sallanır, sallanırız.

İnce bir yolun ucunda eğilip bükülür

o salkım söğüt.

Uzakta kalmış bir çocuğun sipsisi

bir kuş sesi gibi çınlar kulağımda.

Neler vermezdim- ah, neler...

Zamanın tekerleği dönüverse diye geriye-

güzel günlerim oldu,

çirkin de.

Ben güzellerini dersem.

Yansam bir alev topu olup da,

yanarken ışığımı size versem?...