Balkan coğrafyasının genelinde yaklaşık 500 yıllık bir Osmanlı-Türk etkisinden
söz etmek mümkündür. Coğrafi fetihlerin yanında sanat, mimari, toplumsal
yaşam vb. kültürel alanlarda da fethedilen bölgelerdeki yerel halkla etkileşime girilmiştir.
İmparatorluğun dili ve kültürü, baskın dil ve kültür olarak uzun yıllar buralarda yaşamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar’da hakim olduğu bölgelerden çekilirken, sadece Türk
ya da Müslümanlar değil, aynı zamanda gayrimüslim unsurlar da bu dili ve kültürü kullanmaya devam etmişlerdir. Günümüzde ise Balkan coğrafyasında yer alan devletlerin devlet
politikası olarak uyguladıkları kültür ve dil siyasetleri Türkçe adına olumsuz bir netice
vermiştir. Kültür ve dil bağlamında miras olarak bıraktıklarımızın sayısı, nüfusumuz ve
bıraktığımız eserlere benzer şekilde, oldukça azalmıştır. Türk dilini ve kültürünü yaşatacak
insan sayısı bu coğrafyada maalesef yeterli sayıda değildir. Somutlaştırmak gerekirse Bulgaristan sınırları içinde yer alan Stara Zagora (Eski Zağra) Belediye Meclisi yapmış olduğu
bir toplantıda 838 Türkçe yer adının Bulgarcaya çevrilmesini ve bundan sonra Bulgarca
isimleriyle anılma kararını onayladı. Sayıyı bir de yazıyla yazayım sekiz yüz otuz sekiz!
Yüzyıllardır kullanılan, o bölgenin kültürel tapusu olan bu kelimelerin kaldırılmasına içimiz acıdı.
Türk dili, eski çağlardan bugüne varlığını sürdürebilmiş: Orta Asya’dan Hindistan’a,
Adriyatik’e, Avrupa içlerine kadar nüfuz edebilmiş büyük bir dildir. Çok geniş bir coğrafi
alan içinde konuşulan ve yazılan bu dil, kurulan devletler ve imparatorlukların gücüyle de
dilini, ödünçleme olarak vermiş, birçok yabancı dilin söz hazinesi içinde yer almış, kendisine ait yer, alet, mutfak ve ev gereçlerinin adlarını, İslami kaynaklı kelimeleri, bürokraside
ve devlet geleneği içinde kullandığı terimleri bu dillere verebilmiştir. Söz varlığı içinde
yabancı dillerden alınmış kelimesi bulunmayan bir dil yoktur. Ticaret, hakimiyet, savaş,
kültürel ilişkiler vb. sonucunda bir başka dile geçen yabancı kelimeler bir zaman sonra, o
dilin aslî unsuru olur ve zamanla öyle bir yerleşir ki dilin konuşurları, bu kelimelerin yabancı kökenli olduklarını dahi düşünemezler.
Türk dilinin Balkanlar’a girişi, muhtemelen Hunlarla başlamıştır. Avarları, Peçenekleri,
Kumanları da bu coğrafyada görmekteyiz. 1361 yılında Osmanlının Edirne’yi fethetmesiyle birlikte Balkanlar’ın kapısı açıldı. Bu fetihlerin neticesinde, yaklaşık 550 yıl süren bir
Osmanlı hakimiyeti tesis edilmiş oldu.
* Doç. Dr., Edirne, Trakya Ünivesritesi, Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesi Öğretim Üyesi.
Balkan coğrafyasında yer alan ve hepimizin yakından tanıdığı bir devlet olan Bosna-Hersek, kültür coğrafyamızın hâlâ en önemli merkezlerinden biri olma özelliğini korumaktadır. Son yıllarda Balkanlar’a yönelik ilginin artmasıyla, bu coğrafyaya ya da coğrafyalara fazlaca seyahat eder olduk. Kitaplarda okuduklarımızı gezip gördüklerimizle
birleştirdiğimizde daha da güzel oluyor bilgiler. Ortak dünyayı, ortak kültürü, bizden kalan
mirası yerinde gördükçe daha güzel yorumlayabiliyoruz.
Bilindiği üzere Türkçe, Osmanlı hakimiyeti altındaki Balkan şehirlerinde, eğitimli,
kültürlü, bürokrasinin içinde olan, şehirli insanların dilidir. Halk arasında “kasaba dili”
olarak adlandırılmaktadır. Bosna-Hersek’te beş yıl görev yaptım, havasını yaşadım. Saraybosna Devlet Üniversitesi Felsefe Fakültesi içinde yer alan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde çalıştım. Saraybosna’da; Türk Büyükelçiliği, Eğitim Müşavirliği, Yunus Emre
Enstitüsü’nün desteği ve ortaklığı ile Türkçe ve Türk kültürü ile ilgili güzel çalışmalar ve
etkinlikler yaptık.
Üniversitelerin Türkoloji bölümlerinin yanı sıra Yunus Emre Enstitüleri yurtdışında çalışmalarına devam etmekte. Yine TİKA, Balkan coğrafyasında yer alan devletlerin sınırları
içinde kalan eserlerimizi korumak ve ayağa kaldırmak için çalışıyor. Daha da fazla çalışmalıyız!
Uzmanlık alanım olan Türk dili bağlamında ve Bosna-Hersek özelinde Türk dilinin
mirasından bahsetmek isterim. Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova,
Sırbistan hatta Romanya ve Macaristan’da da Türkçe kelimelerin ülke dillerinde hâlâ kullanıldığını biliyoruz. Gerçi bu kelimelerin önemli bir kısmı; ünlü, ünsüz ve ek yapılarına göre
konuşulan dilin özelliklerine uyduğu için bazen o kelimenin Türkçeden geçip geçmediğini
anlamak, akademik bir araştırma konusu olabiliyor. Balkan dilleri içinde Türkçeyi, sadece
kelime olarak değil atasözü ve deyimlerde de görmek mümkündür. Tabi günümüzde bu
kelimeler eskiye oranla daha az kullanılmakta. Yöresel ağızlarda ve yaşlıların dilinde sıkça
kullanılan bu kelimelerin özellikle şehirlere göçen eğitimli nüfusun artması ile azalsa da,
kullanımları sürmektedir.
Ne mutlu ki halk arasında, sokakta, selamlaşmalarda, bayramlaşmalarda, ilâhilerde,
İmparatorluktan yadigâr Türkçe kelimelere, ifadelere sıkça rastlamaktayız. Boşnakların
bu zorlu topraklarda çektikleri sıkıntıları, savaşları hepimizi biliyoruz. Kendi kültürüne,
örfüne, âdetine sıkı sıkı sarılan Boşnaklar, diğer Balkan unsurlarından farklı bir şekilde,
öz kültürleri olarak kabul ettikleri bu kelimeleri kullanmaya devam etmişler, Avusturya-Macaristan hakimiyetine girmelerine (1878) Osmanlıdan sınır anlamında kopmalarına
rağmen, miras olarak kabul ettikleri Türk dilinden uzun yıllar kopmamışlardır. O yıllarda
yayımlanan gazetelerin bir bölümü Osmanlı Türkçesi, bir bölümü Boşnakça olarak okuyucusuna ulaşmıştır. Bosna’yı ziyarete gelen Türkler arasında bazen “Boşnaklar niye Türkçe
konuşmuyor?” gibi bir soruyla karşılaşabiliyoruz. Boşnaklar, Slav dili ailesinden olan Boşnakçayı kullanırlar.
1463 Bosna’nın fetih tarihidir, o tarihten itibaren Türkçenin devlet dili olduğunu söyleyebiliriz. Tarihi kaynaklara göre Sarı Saltuk gibi alperenlerin daha önceleri bölgeye yerleştikleri, buralarda tekkeler kurdukları bilinmektedir. Bu tekkeler, aynı zamanda kültür ve
dil bağlamında da sosyal hayatın içindeydi. Türk dilinin öğrenilmesi, Türkçenin bu derece
geniş yayılması ve farklı halklar tarafından konuşulmasında bu tekkelerin yeri çok önemlidir. Yine, ölüm tarihi 1584 olan Boşnakların divan sahibi ilk şairi Mostarlı Hasan Ziyai (ö.
992/1584), eserlerini Türkçe yazmıştır. İlginç olan Mostarlı Ziyai, İstanbul’a ya da diğer
kültür merkezlerine hiç gitmemiş ömrünü bu coğrafyada geçirmiştir.
Boşnakçada kullanılan Türkçe kelimeler, “Türkizma, Türkizm, Turkism” gibi terimlerle ifade edilmektedir. Türkçe vasıtasıyla geçen Arapça ve Farsça kelimeler de “Türkizm”
içinde değerlendirilmektedir. Boşnakçadaki Türkçe kelimeleri ve söyleyişleri, bir sözlük
içinde toplayan Abdullah Škalyić’in sözlüğü, yaklaşık 8700 madde başlığından oluşmaktadır. Bu sözlüğün ilk baskısı 1957 yılında gerçekleşmiş, daha sonraları tekrar basımları
yapılmıştır. Günümüzden örnek vermek gerekirse, Faruk İbrahimović, Boşnak dilinde yer
alan 8400 kadar kelimeyi, bir sözlükte toplayarak İngilizceye çevirilerini yapmıştır. Bu
sayede Boşnakçadan başka dillere çeviri yapacak olanlar, tam çeviri yapabilmektedirler.
Komik bir haberi de paylaşmak isterim. TRT Haber’in 10 Mayıs 2013 tarihli haberine göre,
google’ın başı Boşnakça ile dertteymiş. Nedeni ise; “dunyaluk/dünyalık” kelimesini “this
world-bu dünya”, “čenifa/kenef” kelimesini “privy-mahrem” olarak çevirmesiymiş
Saraybosna’ya ayak bastığınız andan itibaren sizi Türkçe yer adları karşılar. Havaalanının hemen yan tarafı Ilıca’dır. Tramvaya binerek Başçarşı’ya gidersiniz. Hele Başçarşı’ya
gittiğinizde hemen her sokağın adı sizi tarihe, Osmanlı’nın farklı dönemlerine götürür.
Kahve, kafa/kava olmuştur. Turska ya da Bosanska ne fark eder! Kahve kültürünün, eski
dönemde ne kadar önemli olduğunu Saraybosna Başçarşı’da otururken daha iyi anlarsınız.
Girdiğiniz bir sokak mücellit, bir sokak kürkçü, biri sarraf, bir diğeri kunduracılıktır Kendinizi Edirne, İstanbul, Bursa gibi tarih kokan bir şehirde hissedersiniz. Bentbaşı, Odabaşı,
Şehzadebaşı isimlerini görünce daha da şaşırırsınız. Bir de çıkmaz sokak Cennet Çıkmazı
(Cenita čıkma) Bu kelimeler, ses olayları ve yerel halkın diline göre değişime uğrar. Bu
nedenle biraz dikkatli bakmanız ve anlamaya çalışmanız gerekir!
Türkçeden sadece kelime ve kalıp sözler geçmemiştir, özellikle -lı, -lık ve -cı yapım
ekleri de Boşnakçaya geçmiştir, konuşma ve yazı dilinde örneklerine sıkça rastlanmaktadır. Bu eklerin sonuna Boşnakça -ja eki getirilir, bekčija, ašiklija örneklerinde olduğu gibi.
Sevdalinka, sevda/aşk şarkıları Bosna müziğinin klâsik halk türküleri içindedir. Aşıkların ruh hallerini, düşüncelerini, isteklerini anlatan bu sevdalinkalarda da Türkçe kelimeler
sıkça kullanılır:
Sevdalinka pjesmo culistana
Ti si zubor bistirih şadrvana
Jah sevdaha ceznja aşikluka
Bol i tuga dertli akşamluka
Gülistandan gelen sevda şarkıları
Şadırvandan çağlayarak akıyorlar
Ben sevdalıyım aşıklık çekiyorum
Hüzünlü ve acılı dertli akşamlar
Bakır, boya, çeşme, çekiç, yastık, yorgan, kundak, cep, zanaat, kalıp, don, yatak, maymun, böbrek, ciğer, bamya, börek, dut, yelek, çakşır, güğüm, çoban, kalay, kaşık, pınar,
haydut, esnaf, duvar, kubur, komşu, fayda, dükkan, taze, çivi, nar, kusur, müşteri, konak
gibi günlük hayatta kullanılan sayısız kelime, İslami kaynaklı Türkçenin ses ve şekil yapısına uymuş olan dinî kavramlar da Türkizma olarak, gençlerin bir kısmı kullanmasa bile,
yaşamaktadır. Tabi bu dilin, yani Boşnakçanın ses ve şekil özelliklerine uygun olarak.
Yine kalıp kelimeler ve deyimler de kullanılmaktadır. Ay vay, akibethayr, akşamçicek,
akşam hayrolsun, sabah hayrolsun, bayram şerif mübarek olsun, akşampazarı, Allah bilir,
Allah belâsını versin, Allaha emanet, Allah aşkına, Allah için, mübarek ola, Allah rahmet
eyleye, Allahın emriyle, başabaş, başıbozuk, bir vaktile, çiftlik sahibi, çok yaşa, daha beter,
dur bakalım, cehennem taşı, geçmiş ola, eğlen beğlen gibi sayısız ifadelere ve deyimlere
sıkça rastlamaktayız.
Bir dünya dili olan Türkçe, hakim olduğu coğrafyalardaki sayısız millete, kendi dilinden kelimeler vermiştir. Balkan milletlerinin dilleri içinde gördüğümüz Türkçeden alınmış
kelimeler, kalıp ifadeler, deyimler; kullanım sıklıkları azalsa bile o dilin sözlüklerinde,
kelime kadroları içinde yer almaktadır. Bosna-Hersek ve Boşnaklar; İslami kimlikleri, kültürel anlamda yakın olmaları, kültürel değerlerine sahip çıkma arzuları gibi özellikleri nedeniyle Türkizmaların kullanıldığı ve kullanılmaya devam edeceği nadir ülkelerden biridir.
BİR USTA- BİR ÇIRAK Köşesi ile dergimizin geçmişle geleceği yan yana
oturtup okurlarımızın da huzurunda yepyeni bir boyutta sohbete dalmalarını
amaçlıyoruz. Usta-çırak ikilisi klasikleşmiş maharet ve tecrübe çerçevesinde algılanmamalı. Burada boynuzu geçen nice kulaklarla karşılaşacaksınız. Kulağın boynuza göre bir
üstünlüğü daha vardır: onu nazikçe okşayıp çekebilirsiniz, bu onun daha da hızlı büyümesini sağlayacaktır.
MEHMET ÇAVUŞ (1933- 2017)
Tırgovişte’nin (Eski Cuma) Tırnovtsa (Turnaovası) köyünde doğan Mehmet Çavuş, ilk
öğrenimini köyünde alır. Orta öğrenimini Razgrad Öğretmen Okulunda tamamlar. Sonrasında Sofya Üniversitesi’nin Türkoloji ve Tarih-Felsefe bölümlerinden mezun olur. Bir
dönem öğretmen olarak çalışır. İlerleyen yıllarda Sofya Radyo’sunda ve Yeni Işık gazetesinde editörlük ve muhabirlik yapar. Edebiyat yaratıcılığı on üç yaşında başlayan Mehmet
Çavuş’un şiirleri Yeni Işık, Eylülcü Çocuk, Halk Gençliği, Yeni Hayat vb. yayınlarda yer
alır. Türkiye’de de son günlerine kadar şiirin nabzını tutmuş, çok sayıda şiir kitabına imza
atmıştır.
1982 yılında Bulgaristan’dan sınır dışı edilmiş ve ailesiyle İstanbul’a yerleşmiştir. Tükiye’de Bulgaristan Türklerinin edebiyatını ve sanatını tanıtan ilk edebiyat dergilerinden
olan Balkan Türklerinin Sesi dergisinin kurucusudur ve uzun yıllar yazı işleri müdürlüğünü
yürütür. Bu arada İLESAM üyeliğine de seçilir. Daha sonra on beş yıl boyunca Tuna dergisini yayımlar (iki aylık Edebiyat, Sanat ve Kültür dergisidir).
Mehmet Çavuş’un 20.Yüzyıl Bulgaristan Türkleri Şiiri – Antoloji (İstanbul, 1988) başlıklı yapıtı halen alanda tek eser olma özelliğini korumakta ve Bulgaristan Türk şiirini
araştıranların müstesna başvuru kaynağıdır.
Eserleri: Yılların Serenadı, şiir (Sofya, 1964), Yol Verin, şiir (1969); Bulgaristan’da
Soykırım, belgesel anlatı, (1984); Bulgaristan’dan Sesler (İstanbul, 1985); Belgelerle Bulgar Zulmü, belgesel anlatı, (1987); 20.Yüzyıl Bulgaristan Türkleri Şiiri - Antoloji (İstanbul,
1988); Burcu Burcu, şiir (1997); İki Arada, şiir (Tuna Yayınları, 2009).
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş veya Kayıt — yorum yazmak için.