ayrılmadan bahçede dolandım

uzaktan baktım evimize

içim kabardı baba ocağı

dünyaya ve kendime geldiğim

bir iç seziyle önce kapının

arslan başlı tokmağını

alnından at nalını

sonra evin en büyük mıhını

söküp çıkardım

ve babamın şakulünü

yıllarca sakladım

nice bahardan sonra çok yaz

yazlardan sonra çok kış geçti

özlemle döndüm eve

duvarlarını kokladım

mıhı çaktım, tokmağı kapıya

temel yanlamış, şakul kalbimde

at nalı şimdi yine kapının alnında

eşiğim hâlâ konuşur, pencereler

zıvanaları dar, çatlak camlarda

kırık anılar pervazlarda dökülen pas

doğru tüten baca ve kurum tozları

şenelen bir mekânın evlâdıyım

gücenmiş eşyalara ve tozlu resimlere

kucak açıp hal hatır soran

kapım çalınıyor artık

seslenen komşularda göz ve koku hakkı

tavanlarda hareler, örümcek ağları ve geceler

bir ışık uyandı

kalbimin nehrinde

artık hazır herkesin yeri

soframda çayı çorbası

karmaşık, içli bir sadelik ve yaman

yağmuru seyrettim, yürüdüm

kalbimde yankılanan o sesin

büğetinde çırılçıplak yüzdüm

bazen bizi, seni, beni düşünürüm

bir deyince biraz unutma

tekli sayılar bereket!

iki deyince uzaklık, ikilemek

biz deyince cennet

bitmeyen nedir

sürekli

içimden dışarı

dışımdan içeri gürlek

o sesi anladım