Kısaca Hayatı
Bulgaristan’ın Eskicuma (Tırgovişte) iline
bağlı Krepça köyünde doğdu. İlk ve ortaokulu
Krepça’daki Türk Rüştiyesi’nde (1958), lise eğitimini Popovo Tarım Meslek Lisesi’nde tamamladı (1962). Sofya Üniversitesi Türk Filolojisi
Bölümü’nden ve ikinci alan olarak Bulgar Dili ve
Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Üniversite
öğrenciliği yıllarında (1966-1968) süreli olarak
Sofya Radyosu’nda edebiyat programcısı olarak
görev aldı. Mezun olduktan sonra, doğduğu bölgede birkaç yıl Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni;
Bulgaristan’da Türkçenin yasaklanmasından sonra
ise uzun yıllar Bulgar Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak çalıştı. Eğitimci kimliği yanında
1960’lı yıllardan itibaren süreli yayınlarda şiirleriyle boy gösteren Ahmet Eminov, Bulgaristan Türkleri Edebiyatı’nda kendinden söz ettirmeyi başardı ve 1968’de “şiir kitabı
yayımlanmış en genç şair” olarak tanındı. Bir dönem, Bulgaristan Türklerine yönelik aylık kültür ve sanat dergisi Nov Jivot/Yeni Hayat’ın Eskicuma muhabirliğini yürüten şair,
aynı zamanda doğduğu köydeki İzgrev (Gündoğumu) Okumaevi’nin başkanlığını yaptı.
Bu köyde kurduğu amatör tiyatro topluluğuyla Türk ve Bulgar klasiklerinin oyunlarını sahneleyerek ses getiren faaliyetlerde bulundu. Bulgaristan’da Türklere yönelik artan baskı
döneminde tutuklama ve çeşitli soruşturmalardan geçen Eminov, 1989’da Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı. Ailesiyle birlikte Bursa’ya yerleşti. Türkiye’de “Atasoy” soyadını
alan şair eserlerinde Ahmet Emin Atasoy adını kullandı, burada da edebiyat öğretmenliği
görevini sürdürdü ve 2005 yılında emekli oldu. Evli ve dört çocuk sahibi olan Atasoy, iyi
derecede Bulgarca ve Rusça bilmektedir (Akgün, 2020).
Edebî Şahsiyeti Hakkında
Eğitimci yönü yanında özellikle şiir türündeki eserleriyle edebiyatta adından söz ettiren Ahmet Emin Atasoy, Bulgaristan Türklerinin Edebiyatı’nda Türkçe ve Bulgarca edebî
ürünleri olan temsilciler arasında yer aldı. Şiir türünde başlayan ve yoğunlaşan edebî üreAhmet Emin Atasoy
ticiliği yanında zamanla çeviri, araştırma, antoloji alanında ve kültürel konulardaki çeşitli
çalışmalarıyla dikkat çekti. Rus, Bulgar ve diğer Slav edebiyatlarının birçok şiir klasiğini
dilimize çevirerek Türk okurlarla buluşturdu. Şairin şiirleri birçok Balkan ve Avrupa diline
çevrildi ve yayınlandı. Bu çalışmaları ve kültürel hizmetlerinden dolayı önemli uluslararası
ödüllere layık görüldü. Tüm şiir kitapları 2014 yılında Sofya Üniversitesi Yayınevi tarafından “Ömrüm Bir Çığlıktı Benim” adı altında toplu olarak yayımlandı. Şairin ilk baskısı
2004 yılında Türkiye’de, genişletilmiş ikinci baskısı ise 2015 yılında Sofya Üniversitesi
Yayınevi’nde yapılan “Birikmiş Yansımalar Vitrini” adlı eserde düzyazıları bir araya getirildi. Söz konusu eser hâlihazırda Bulgaristan Türkleri Edebiyatı araştırmaları için en
değerli kaynaklar arasındadır.
İlk şiir kitabı Bulgaristan’da sosyalizm rüzgârlarının estiği dönemde 1967’de Sofya’da
yayınlanan şairin son şiirleri (2019-2023) “Son Durağa Yaklaşırken” adıyla 2024 yılında
Bursa’da kitaplaştı. Şairin “Sensizliğinle Beraber” adlı şiir kitabı 1967’de ülkede devlet tarafından yayınlanan son Türkçe edebiyat eserlerinden biri olurken yirmi altı yıllık bir bekleyişten sonra 1994’te Türkiye’de yayınlanan “Yüreğimde Şirin Tuna Aktıkça” adlı ikinci
şiir kitabı ise şairin şiir sanatında yeni bir dönemi muştulamıştır. Şairin sandık edebiyatı/
çekmece edebiyatı mahsulleri ya da kendi ifadesiyle yastık altında biriken kaçak şiirleri ve
yeni şiirleri Türkiye’de peşi sıra gün yüzü görmüştür.
80. yaşında şiir, şiir büyüyen bir şairden söz etmek istiyoruz bu yazımızda. Üretken bir
kalem, verimli bir ömür ve bir ömür devam eden ısrarlı bir aydın duruşu…
Ahmet Emin göç tufanlarının Anadolu’ya savurduğu çok sayıdaki Bulgaristanlı Türk
şairinden biridir. Kimler yoktur ki o kervanda… Ahmet Şerif, Mehmet Çavuş, Niyazi Hüseyin, Sabahattin Bayram, Galip Sertel, Zahit Güney, Şaban M. Kalkan ve daha niceleri...
Her biri kuşkusuz hem Bulgaristan Türklerinin Edebiyatı’nda hem de Türkiye’de yeşerttikleri göçmen edebiyatında ayrı bir yere sahip oldular.
Ahmet Emin 1944 doğumludur. Aynı yıllar, ülkede yeni bir düzenin de doğduğu yıllardır. Bu itibarla ki Ahmet Emin ve çağdaşı olan edip zümresi için “44 Kuşağı” adlandırması
oldukça anlamlıdır. Zira onlar Bulgaristan’da büyüyen yeni dönemde büyüyen şairler oldular; 1960’lı yıllara kadar Türkçe eğitimden doyasıya istifade ettiler. Yeri gelmişken Ahmet
Emin’in ve şair kuşağının sahip olduğu söz konusu imkândan bir bahis açmak yerinde olur.
Onlar edebiyatın hayat bulmasında olmazsa olmaz üç unsurun; “yazar-yapıt-okur”un varlığını yaşadılar, bir başka ifadeyle hem devlet imkânlarıyla ana dillerinde eserlerini yayımladılar hem Türkçe şair ve yazar çevresine hem de Türkçe okur zümresine sahip oldular. Bu
zengin edebiyat ortamını yaşayan bir kuşaktı onlar. Bu derecede yazar-yapıt-okur bolluğu
Bulgaristan’da günümüze değin varlık gösteren sonraki dönem edebiyat hareketlerine nasip olmadı demek yanlış olmayacaktır.
Ahmet Emin’in “Sensizliğinle Beraber” adlı kitabı yayınlandığında Bulgaristan’da şiir
kitabı yayınlanan en genç Türk şair olarak bilinir. Dolayısıyla edebiyata ve şiire Bulgaristan’da Türk edebiyatının altın yılları olan evrede adım atan şair, fikir dünyasında o zamanda temellenen toplumcu çizgiye samimiyetle bağlanır ve bu duruşunu istikrarla sürdürür;
devirler, zihniyetler değişse de şair samimiyetle bağlandığı duygu ve düşünce ikliminde
yaşamaya devam eder ve özünde hiç değişmez. Şair tam da bu noktadaki görüşlerini “Son
Durağa Yaklaşırken” kitabının sonunda Nahit Kayabaşı ile gerçekleştirdiği mülakatında
kendi cümleleriyle şöyle ifade eder:
“Bulgaristan’daki sosyalist düzeni acımasızca ve uzun uzun sorguladım kendimce; beni
hayal kırıklığına uğrattığı için suçladım onu, vicdan mahkememde yargılayıp mahkûm ettim, ama gerçek (bilimsel) sosyalizme asla söz söyletmedim kimseye. Söyletmem de. Çünkü
Jivkov rejiminin en büyük hatası bilimsel sosyalizme ihanet edip neonasyonalist çizgiye
kaymış olmasıdır. Ve bu affedilmez hata, yüz binlerce kardeşim gibi, beni de yerimden yurdumdan etti sonuçta.”(Atasoy, 2024)
Sözün kısası Ahmet Emin Atasoy’un Bulgaristan’da varlık gösteren Türk edebiyatının
tarihî serencamına tanıklık etmesi ve günümüze kadar birçok döneminde varlık göstermiş
olması onun edebî şahsiyetinin değerini bir derece daha artırır. Bir başka ifadeyle o Bulgaristan Türk şiirinin gelişiminin şâhidi olur.
Ahmet Emin’in Bulgaristan Türkleri edebiyat tarihinde özgün kılan yönlerine odaklanıp, onun ait olduğu şair zümresi içerisinde farklılaşan tarafına dikkat çekmek istersek
onun şairliğinin Türk ve Bulgar dilinde derinleşen hususiyetinden söz edebiliriz. Zira şair
şiir sanatını iki dilde icra edebilmiş, edebiyat ülkesinin hem Türkiye hem Bulgaristan cephesinde varlık göstermiş; şair kalemini Türk edebiyatı dairesinde olduğu gibi Bulgar dilinde de oynatabilmiştir. Bu tespitimizi onun Türkçe ve Bulgarca yayınlanan çok sayıda eseri
belgelemeye yeterlidir. Bu nedenledir ki onu daha yakından tanımak isteyenler için tüm
eserlerinin listesini kronolojik olarak bu yazımızın sonuna ekledik. Sadece örnek olması
bakımından iki çalışmasını zikretmeli ve onun Türk Edebiyatı ve Bulgar Edebiyatı denizlerinde ne kadar açıldığını anlamalıyız. Şairin “15. Yüzyıldan Bugüne Rumeli Motifli Türk
Şiiri” antolojisi ana dilinde, Türk edebiyatı sahasında edindiği birikimi ortaya koyarken,
“1860’dan Günümüze Bulgar Şiiri Antolojisi” Bulgar edebiyatına olan vukufiyetini belgeler. Bulgar dili ve edebiyatı öğretmenliği yıllarını, Bulgar Yazarlar Birliği’ne üye sayılı
Türkten biri olmasını bu meyanda saymaya gerek var mıdır okuyucularının takdirine bıra-
kırız. Bu itibarla Ahmet Emin gerek anadilinin şiir evreninde gerekse vatanı Bulgaristan’ın
şiir evreninde hareket edebilmiş nadir şairlerden biri olur. Bu iki taraflı vukufiyetinin meyvesi olan çok sayıda eseri, kuşkusuz edebiyat tarihinde yerini alırken onun edebî şahsiyetinin Türk-Bulgar dostluğunda eşsiz bir köprü olduğunu da tarihe not düşmektedir.
Atasoy’un mensubu olduğu edip zümresinde özgünleşen bir diğer yönü de Bulgaristan
Türklerinin göçlerle yoğrulan kaderi noktasında sahip olduğu yaklaşımdır. Ahmet Emin
“Göçmen” kavramını şiirine en sık taşıyan şairlerden biridir. Şiirleri arasında “Göçmen Çocuğu”, “Köylü Göçmen”, “Göçmen Lokali”, “Göçmenin Ölümü” gibi adlarla bu kavramı
şiirlerinin başlıklarına da taşımış, Göçmenlik konusunu ise genel eğilimden farklı bir şekilde ele almıştır. Ahmet Emin, Bulgaristan Türkleri şiirinde “Güney” imgesi ile karşılığını
bulan Türkiye’nin yanında “Kuzey” imgesiyle başka bir mekânı var etmiştir. Bulgaristan
Türklerinin göçlerle yoğrulan şiir dünyasını yakından tanıyanlar için “Kuzey’in” göçle ayrıldıkları yerleri sembolize ettiğini kavramak zor olmayacaktır. Böylelikle Atasoy’un Türkiye ve Bulgaristan’ı, “Güney” ve “Kuzey” imgelerinin çağrışımları ile şiir dünyasında
birleştirdiğini söylemek mümkündür (Akgün, 2023):
“Lokman hekim gelse bilmez halimden,
Kesmişim ümidi tıptan, bilimden…
Son tası içmeden zalim ölümden
Bir bardak su verin köyüm suyundan,
Bir türkü dinletin Tuna boyundan.
Yatağım işkence, duvarlar düşman,
Bir öcü sürekli el eder camdan.
Buzlaşmadan önce damardaki kan
Yüzümü kuzeye çevirin hemen
Beşiğim ordadır, ordadır kıblem.” (Atasoy, 2015, s. 267)
Türkiye’deki Bulgaristan Türkü şairler arasında Göç’ü ve Türkiye’yi ele alıştaki farklı
yaklaşımlar esasen göçmen sosyolojisindeki milliyet algısının da farklı tonlarını yansıtmaktadır. Atasoy’un, Türkiye’yi ana vatan ve/veya asli vatan olarak gören ve gerçekleşen göçü
bir bakıma kurtuluş olarak yorumlayan anlayıştan farklı olan bakış açısının bir yansıması,
“Türkiye” başlıklı şiirinde yer alır. Bu şiirde “Türkiye” mağdur bir mülteci ruh haliyle göçmenin sığındığı ana vatan değil bir kardeş evi olarak görülür. Şiirde aynı zamanda “Türklük
ve milliyet” konusunda Anadolu’daki kardeşlerden geri kalmayan göçmen toplumun Balkanlardaki varlığının önemine vurgu yapılır. Bu şiirde de millî hassasiyetler yüksek seviye-
dedir ancak “Türkiye”, göçmenin zihin ve ruh dünyasında farklı bir yerde konumlandırılır.
Bu şiirdeki göçmen kimliği, tarihsel bir çizgi izleyerek Anadolu’dan Balkanlar’a giden ve
sonunda ana vatan olarak görülen Türkiye’ye geri dönen bir toplum algısının aksine Türklüğü Balkanlar’ın aslî unsuru olarak gören bir zihniyeti yansıtır (Akgün, 2023):
“Kim demiş ki salt sende doğan, senden olan sevmeliymiş seni?
Kim demiş ki yabancıymış, yalancıymış tüm dışardan gelenler?
Kimmiş o sahiplenmek isteyenler bencilce senin yüce geçmişini,
Kimmiş o gelenlerin senin olduklarını gerçekten bilmeyenler?
Onlar nerden bilsin o Meriç’leri, Vardar’ları, Tuna’ları geçenleri,
Niğbolu’da Doğan Bey’i, Varna’daki hengâmeyi bilmez ki onlar,
Onlar nerden bilsin ki benim için kanlı bir yaraydı hep tanyeri,
(…)
Soğuk bir konuk gibi durup hazırcılık yapmadım bugüne kadar,
İlkönce bir şeyler sundum ve yüz akıyla oturdum hep sofrana.
Şerefini şerefim bildim öteden beri, hem en yüce ve en derin,
Ve istedim ki, hep minnet nakışıyla bezensin gönül gergefim.
Bir gün dönsem de geriye (ki yurdumdur), yaşarmasın gözlerin,
Bil ki Ay’ının ve yıldızının aydınlığıyla dopdolu olacak içim,
Çünkü kardeş evim sensin,
Sığınak, siper ve kale’msin,
Dert ortağım Türkiye’msin!” (Atasoy, 2015, s. 704)
Atasoy’un düz yazılarının bir araya getirildiği “Birikmiş Yansımalar Vitrini” adlı çalışma Bulgaristan Türklerinin Edebiyat tarihi için taşıdığı önemin yanı sıra iki vatan algısı
konusunda göçmen şairlerin sahip olduğu muhtelif düşünceleri yansıtması bakımından da
değerli bir kaynaktır. Atasoy, aynı çalışmasında yer alan kendisiyle yapılmış bir mülakatın
metninde bu konudaki görüşlerini çok yalın bir şekilde ifade etmiştir. Şairin, Bulgaristan
ve Türkiye’de geçen yaşamının mukayesesinin sorulduğu soruya verdiği yanıtından bir
kesit, Türkiye’deki Balkan göçmeni şairlerden bir kısmının da hissiyatına dair fikir verecek
niteliktedir:
“Bir kere önce şu vatan konusunda anlaşalım isterseniz. Ben ‘anavatan, baba vatan,
ata vatan’ gibi politikacı yakıştırmalarına öteden beri karşıyımdır. İnsanın doğup büyüdüğü tek bir mekân vardır ve vatanı orasıdır. İstese de istemese de sevse de sevmese de
vatan kişinin annesidir ve kişi onu seçme hakkına sahip değildir. Ben en zor günlerimde
bana kollarını açmış olan Türkiye’yi elbette seviyorum. Hem de çok seviyorum ama bu
bana atalarımın mezarlarının bulunduğu vatan toprağına ihanet etme hakkını vermez. (…)
(Atasoy, 2015, s. 680)
“Son Durağa Yaklaşırken” Şiirleri Üzerine
Ahmet Emin Atasoy bir ömre birçok görev sığdıran klasik Balkan Türk aydınları gibi
yayıncılık, tiyatroculuk, gazetecilik, öğretmenlik meziyetlerini bizce en baskın yönü olan
şair kimliğinde birleştirmiş ve şair tarafıyla öne çıkmıştır. Atasoy şiiri, üzerinde ince işçilikle çalışılmadan sanki bir cezbe hali ve coşkun bir söyleyiş ile bir anda ortaya konulmuş
hissi verir okuyucuya:
“şiir yazmak için özel zamanım olmadı hayatımda,
eşref saatinde yazdım hep,
gündüz gece
seçmeden,
sokakta da yazdığım oldu, uçakta da, yatakta da...
öyle ki,
esin perisini hiç mi hiç
küstürmedim ben.”(Atasoy, 2024)
Atasoy, şiirlerinde başta dörtlük olmak üzere tercih ettiği farklı nazım şekillerinde hece
ölçüsüne bağlı kalmakla birlikte zamanla birçok serbest şiire de imza atmıştır. Biçim olarak
geleneksel tavrının yanında içerik olarak evrensel konulara yönelmiştir. Zengin bir kelime
dağarcığına sahip olan şiirlerinde ağırlıklı olarak hak mücadelesi, insanlık, barış, kardeşlik,
yurt sevgisi, millî kimlik ve aşk temalarını işlemiştir.
Genel anlamda değerlendirdiğimiz şiir sanatı hakkındaki tespitlerimizi şairin yakın dönemde yayınlanan son şiir kitabı özelinde sürdürmek isteriz. “Son Durağa Yaklaşırken”
adlı şiir seçkisinin adı, “son durak” ifadesinden de anlaşılacağı üzere okurlarına daha başlıkta sunulmuş bir göndermedir. Yeni şiirlerini daha uzun yıllar görmeyi dilediğimiz şairin
sekseninci yaşı vesilesiyle seksen şiirini bir araya getirerek yayınladığı kitaptaki şiirlerin
tarih aralığı, son yayınlanan şiir kitabından (2018) sonra da bereketli şair kalemini elden
bırakmadığını gösterir. 2019 ve 2023 yılları arasına tarihlenen şiirler 80. yaşına erişen Ahmet Emin’in gürleşen şair sesinin yankılarıdır. Aynı zamanda editörü olan Bülent Elitok’un
“Seksen Yıla Sığmamak” başlığıyla giriş yazısını kaleme aldığı kitapta şiirlerin içerik dünyasına uygun olarak hazırlanan illüstrasyonlarda Beyzanur Yıldız’ın imzası vardır.
“Son Durağa Yaklaşırken” şiirlerinde önceki şiir kitaplarında olduğu gibi tematik bir
bölümlemeye gitmeyen şairin bunu yaparken aklından geçirdiği gerekçe şu olur: “Okur sadece şiiri okumakla ve onun etkisini yaşamakla kalmasın, bir şiirden sonrakine geçtiğinde
duygu, düşünce ve söylem biçimlerindeki farklılığı yakalasın ve hissetsin. Sadece onunla
da yetinmeyip onların yazılışı sürecinde benim ruh halimdeki değişiklikleri ve onların nedenlerini de anlamaya çalışsın.” (Atasoy, 2024, Öndeyiş)
Şair kendi ifadeleriyle doğrudan beyan ettiği gibi şiiri okuyucusuyla dertleşme ya da
konuşma olarak görür ve dahası anlaşılmak, hissedilmek ister. Seksen yılın birikimi olan
“Son Durağa Yaklaşırken” şiirlerinin özgün yönünü de artık iyiden iyiye bilgelik yüklenen
şairin okurları karşısındaki bu hikmetli duruşu tesis etmektedir:
“şiirime ilgi duyan okurum,
onu hislerini katarak oku!
ömür şerbetim o, iç yudum yudum
ve kalp mizanında
tartarak oku!” (Atasoy, 2024)
“Son Durağa Yaklaşırken” şiirlerinde uzun bir hayat tecrübesinden süzülüp gelen şiirler ekseriyeti teşkil eder. Bu bağlamda kitaptaki “Okuruma”, “Delilik Zamanı”, “Kendimle
Bütünleşme”, “Keşke Sözcüğü”, “Değişmezlik”, “An Olur”, “Soluk Fotoğraflar”, “Yemin
Ederim ki”, “Farklılığım”, “Zor Yalnızlık”, “Vasiyetim Gibi”, “Ben Diyorum ki”, “Susma
Anları”, “İstek”, “Mahşer Ortasında”, “Uzaklara Baka Baka”, “Korkularım”, “Kuruntular”, “Anılar Sokağında Çocukluğum”, “Tuhaf Biriyim İşte”, “Hiç Farkında Olmadan”,
“Sıkıntı” “Son Durağında Yolun”, “Canlı İzler”, “Bugün Diyorum ki”, “Güneşi Selamlamayı Unutma”, “Tuhaf Bir İstek” vb. şiirler şairin duygu ve düşünce dünyasında bilgelik
tarafını ele veren, kendini kendi dilinden anlatan örneklerdir. Şair bu tarz şiirlerinde kendisiyle ve okuruyla söyleşir, iç muhasebesi yapar, derin sorgulamalara girişir, hayat tecrübesini dile getirir. Dizelerindeki birinci tekil kişinin hâkimiyetine rağmen dilindeki samimiyet
ve sahicilikten midir yoksa başarılı vezin kullanımıyla yakaladığı ahenkten midir bilinmez
okurun bunalmasına izin vermez. Eserdeki bu tarz şiirlerden şairin fotoğrafını çekmek, iç
sesini duymak mümkün hâle gelir. Denilebilir ki “Son Durağa Yaklaşırken” şiirleri şairin
poetikasının yine şairin şiir kalemiyle dile getirilişidir:
(…)
“ölümlerin en onurlusuna kanat açsam da bugün,
bilirim ne mitoslar anar adımı, ne tarihsel veriler.
unutulmuşları unutturmamak için olsa da ölümüm,
unutulmaya mahkûmum, bari siz, ey doğacak deliler.
unutmayın beni!”(Atasoy, 2024)
Son şiirlerinde çoğunlukla bir iç muhasebesine yönelen şairin “Kendimle Bütünleşme”
şiiri bir bakıma şairlik serüvenindeki olgunlaşmayı okuruyla paylaştığı bir örnektir.
“ (…)
bir mesleğim vardı, onunla kaynaşmıştı adım,
ama asiliğime teslim oldu o da günün birinde;
bir adım vardı (babamdan kalma), dişle tırnakla
savunmaya çalıştığım silinmek istendiği gün;
bir sesim vardı, benden önce uyanırdı şafakla,
haklılığını duyurmak için her anının ömrümün;
bir kalbim vardı, çarçur ettim bilmeden değerini,
oydu en bitimsiz duam, oydu en büyük belam;
bir yüzüm vardı, kızarıp terler, ele verirdi beni
en masum bir yalan bile söyletmezdi, vesselam
ve bugün diyorum ki, baktıkça gerilere dönerek,
kendimle bütünleşmemin zamanı gelmiş demek!” (Atasoy, 2024)
Atasoy şiirlerinde, geçmiş ve gelecek arasında an bilinci yüksek bir zihin dünyasıyla
karşımıza çıkar. Onun son şiirlerinde geçmişin hep değerli görüldüğünü ve gelecekten hep
umutlu olunduğunu anlarız. Bu ruh hâli adeta bir çocuk saflığındadır ve şairin yaşama sevincini de canlı tutmuştur:
“geçmişimle
iç içeyim
aslında,
dünü düşünerek başlarım güne,
gelecekle
tarih
hesaplarında
yaslanırım kesin mantık hükmüne.”
(…)(Atasoy, 2024)
“Son Durağa Yaklaşırken” şiirlerinde insanı derinden etkileyen en yaygın duygu “yalnızlık”tır. “Yalnızlık”, Atasoy’un önceki şiirlerinde de rastlanan bir duygudur ancak son
şiirlerinde şairin yitirilenlerle birlikte yalnızlığının da arttığı hissedilir. En başta çok sevdiği
şair dostlarından ayrılık onda yalnızlığı beslemiş gibidir:
“bu denli yakın olmamıştım yıldızların yalnızlığına
hissetmemiştim onların iç çekişlerini bu denli derin
yorgun bir hançer gibiydim sokulmuş paslı kınına
anısıyla yaşıyordum sevda kokan geçmiş günlerin” (Atasoy, 2024)
(…)
Yalnızlık teması ve Atasoy şiiri bahsinde en iyi örnek şairin “Zor Yalnızlık” adlı şiiridir.
Atasoy bu şiirinde yalnızlığının âdeta anatomisini paylaşır:
“zor yanızlık
mutlak yazgımdır benim
basılmış alnıma mühür örneği;
ben onu ne sordum,
ne de istedim
ama o buldu ve kul etti beni.
(…)
dışlanmış virgülüm
cümleden uzak,
yankısız bir sesim sesler içinde;
besbelli yaşamak
bana bir tuzak
bu zor yalnızlığın cenderesinde.” (Atasoy, 2024)
Atasoy şiirinin biçim özelliklerindeki devingen karakter “Son Durağa Yaklaşırken” şiirlerinde de başarılı örnekler ile kendisini göstermiştir. “Karlı Şiir”de her dörtlük sonunda
“kar, kar, kar” dizeleriyle yakaladığı ritim bu bağlamda dikkati çeker:
“kasım da uçunca güz sahnesinden
nedensе huzursuz oldu uykular
gelen soğuk kışın buz nefesinden
savrulan o bildik uyarılar var
kar
kar
kar
sanki ağırlaşmış koca gökyüzü
yeri öper gibi sarkmış bulutlar
çözülen bir çığın hoş görüntüsü
ak kelebeklerce özgürce uçar
kar
kar
kar
(…)” (Atasoy, 2024)
Atasoy’un şiirin biçim özellikleri arasında dizelerin dağılışını görsel bir unsur olarak
kullandığı bir örnek “Özlemişim” şiirinde karşımıza çıkar. Şairin yaşam çizgisinde dünde
kalan özlemlerini sıraladığı şiiri bugününden dününe doğru zihinsel bir medcezir gibidir.
Şiirin izleğindeki söz konusu hareketi şairin yol gibi kıvrılan dize dağılımıyla verdiği görülmektedir:
Özlemişim
hasretleri
bu hayatta
salt vuslatla
savmaları
özlemişim
sol yaramı
hep sağ elle
ve özenle
sarmaları
özlemişim
durakları
saya saya
ta sofya’ya
varmaları
özlemişim
(…)(Atasoy, 2024)
Atasoy’un biçim hususiyetleri noktasında bir devingenlik içinde olmak istediğini gösteren örnekler Son Durağa Yaklaşırken’deki başka şiirlerinde de görülmektedir. Örneğin,
yedi beyitten kurulu “İsmin Tüm Hallerinde Sen ve Sen” başlıklı şiirinde her beyitteki ilk
kelimeler “sen” kelimesinin seni, sana, sende, senden, seni tarzında çekimlenmiş halleriyle
başlar. “Kalbimde Yanık Bir Kuş Sesisin!” ve “Kırlangıcım Çıkagelmiş Denizler Ötesinden” adlarını verdiği şiirlerinde de her benddeki ilk kelimeler sıralandığında bir tür akrostiş gibi, şiir başlıklarında ifade edilen cümleleri meydana getirir.
Son Söz
Kuşkusuz Atasoy’un şiirleri “bâki kalan bu kubbede hoş bir sadâ” olarak kalacaktır.
Balkanlar’da Türkçeye böylesine sâdık şairlerin varlığı ise Balkanlı edebiyatşinas gönüllerin temennisi olmaya devam edecektir. 80. yaşında Atasoy ve şair kimliği, bu uğurda yürüyen yeni kuşaklara iyi bir emsaldir. Balkanlarda sevgi, barış, kardeşlik, umut, memleket
şiirlerini ana dilinde haykırmak isteyenlere samimi ve sahici bir rehberdir Atasoy, şiiriyle
ve şair duruşuyla.
Şiirlerindeki dizelerden taşan kendi sesiyle o “yaşlanmışken bile meğer genç hayaller kurmayı özleyen”, “her sabah güneşi selamlamayı unutmayan”, “yaşam fırtınasında;
kaynayan bir volkanın lavları arasında hiç korkmadan çiçek açan”, “ömrünce çağrılmadık
yerlere hiç gitmeyen”, “yaşamın giriftlerini çözemediyse de bedbin duraklarında umutla
bekleyen”, “merak etmeden sonunu yolun, ardına hiç bakmadan yürüyen”, “hep bir yerlere erişmeye çalışan” ve “içinde enginlere yelken açma isteğini” koruyabilmiş bir şairdir.
Şimdi sözü onun “Son Durağa Yaklaşırken” şiir kitabında yer alan ve okurlarına “Vasiyet
Gibi” başlığıyla sunduğu şiiriyle tamamlamak isteriz:
Vasiyet Gibi
şiir çilesini çektim ömrümce
şikâyet etmeden
çilehaneden;
elbet bu can, vakit saat gelince,
çıkacak ten denen
bu viraneden.
belki söylemeden son cümlesini,
gidecek terk edip terekesini;
yarıda bırakıp mey meclisini,
son kez içemeden
son peymaneden.
düşünerek eşi, dostu, milleti...
bir haber duyursun basın heyeti:
“şairlerin en delisi göç etti
dünya bildiğimiz
tımarhaneden”.
bu, vasiyet gibi, hatırda kalsın:
isteyen şiirden helallik alsın,
bir de özenerek tek tek toplansın
yetim şiirlerim
dost meyhaneden.
çıkınca ruhum son yolculuğuna,
(şair dostlar üzülmesin hiç buna)
dua değil şiir okunsun bana
ve cenazem kalksın
ŞİİRHANE’DEN.
11 Aralık 2021(Atasoy, 2024)
Ahmet Emin Atasoy’un Kronolojik Eser Listesi
Eser Adı, Yayın evi, Yayın Yeri, Basım Yılı, Eser türü
Sensizliğinle Beraber, Narodna Prosveta/Sofya, 1967, Şiir
1967’nin Bıraktığı Şiirler, Narodna Prosveta/Sofya, 1969, Antoloji
Yüreğimde Şirin Tuna Aktıkça, Balkan Türklerinin Sesi Yayınları/Bursa, 1994, Şiir
Duygu Burgacı, Balkan Türklerinin Sesi Yayınları/Bursa, 1994, Şiir
Rüzgârların Küstürdüğü Yapraklar, Tuna Yayınları/İstanbul, 1998, Şiir
Perdeledim Penceremi Geceye, Tuna Yayınları/İstanbul, 1998, Şiir
Aşkın Yaşı Yok, Tuna Yayınları/İstanbul, 1999, Şiir
Damla Damla, Tuna Yayınları/İstanbul, 1999, Şiir
XV. Yüzyıldan Bugüne Rumeli Motifli Türk Şiiri Antolojisi, Asa Kitabevi/Bursa,
2001, Antoloji
Küllerde Kor Ararken, Yaba Yayınları/İstanbul, 2004, Şiir
Dünya Vurdu Başıma, Tuna Yayınları/İstanbul, 2004, Şiir
Moleben za dıjd (Yağmur Duası), Nedelnik Yayınevi/Sofya, 2004, Şiir
Çocuk Şiirleri, Deniz Yayınevi/Sofya, 2005, Şiir
Kalabalık Yerinde Yalnızlığın, Düşlem Yayınları/Bursa, 2008, Şiir
Polıh ot Bursa (Bursa’dan Esintiler), Düşlem Yayınları/Bursa, 2008, Şiir
Eho na ehoto (Yankının Yankısı), Makavey Yayınevi/Üsküp,2008, Şiir
Gurbet Günbatımları, Düşlem Yayınları/Bursa, 2010, Şiir
Predi da trıgneş (Yola Çıkmadan Önce), Orfeeva Lira Yayınları/Sofya, 2010, Şiir
Jar şi spuzâ (Kor ve Kül), Orient-Occident/Bükreş, 2010, Şiir
Sevgi Denizi, Nesin Yayınevi/İstanbul, 2011, Şiir
Yangın Defteri, Sentez Yayıncılık/Bursa, 2012, Şiir
Ognena kniga (Yangın Defteri), Orfeeva Lira Yayınları/Sofya, 2012, Şiir
Tanzimat’tan Bugüne Rumeli Motifli Türk Öyküsü Antolojisi, Nilüfer Belediyesi
Yayınları/Bursa, 2013, Antoloji
XIX. Yüzyıl Başından Günümüze Rus Şiiri Antolojisi, Bengü Yayınları/Ankara, 2013,
Antoloji
Ziya Osman Saba’nın Şiiri, Yaba Yayınları/İstanbul, 2013, İnceleme
Birikmiş Yansımalar Vitrini, Aziz Kliment Ohridski Üniversitesi Yayınevi/Sofya,
2014, Düzyazı
Antologiya na bılgarskata poeziya ot 60-te godini na XIX vek do dnes (1860’lardan
Günümüze Bulgar Şiiri Antolojisi) Aziz Kliment Ohridski Üniversitesi
Yayınevi/Sofya, 2014, Antoloji
1860’lardan Günümüze Bulgar Şiiri Antolojisi, Aziz Kliment Ohridski Üniversitesi
Yayınevi/Sofya, 2014, Antoloji
Tova astavyam (Arda Kalan), Orfeeva Lira Yayınları/Sofya, 2014, Şiir
Ömrüm Bir Çığlıktı Benim, Aziz Kliment Ohridski Üniversitesi Yayınevi/Sofya, 2015,
Derleme
Kelebekler ve Leş Kargaları, Alp Yayınları/Bursa, 2016, Şiir
Peperudi i leşoyadi (Kelebekler ve Leş Kargaları), İzida Yayınevi/Sofya, 2016, Şiir
Premılçanoto na dva ezika (İki Dilde Sustuklarım), Değişim Yayınları/İstanbul, 2018,
Şiir
Sıvremenna bılgarsa poeziya (Günümüz Bulgar Şiiri), Alp Yayınları/Bursa, 2018,
Antoloji
Günümüz Bulgar Şiiri, Alp Yayınları/Bursa, 2018, Antoloji
Son Durağa Yaklaşırken (80. Yaşım Şerefine 80 Şiir), Medyay Yayınları/Bursa, 2024,
Şiir
Kaynaklar
Akgün, Atıf (2016). Balkan Türklerinin Muhacir Edebiyatı İncelemeleri. Ankara: Grafiker Yayınları.
Akgün, Atıf (2020). “Ahmet Emin Atasoy” maddesi, Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, https://teis.yesevi.
edu.tr/madde-detay/ahmet-emin-atasoy) (E.T.: 28.02.2024)
Akgün, Atıf (2023). “Türkiye’deki Balkan Göçmeni Şairlerin Şiirlerinde Göçmen Kimliği (Bulgaristan-Türkiye Özelinde)” Uluslararası Türk Halklarının Muhaceret Edebiyatı Sempozyumu, İstanbul
Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü & Azerbaycan Eğitim, Kültür ve Sosyal Dayanışma
Derneği, 23-24/11/2023 (Yayınlanmamış Sözlü Bildiri).
Atasoy, Ahmet Emin (2014). Birikmiş Yansımalar Vitrini. Sofya: Aziz Kliment Ohridski Üniversitesi
Yayınevi.
Atasoy, Ahmet Emin (2015). Ömrüm Bir Çığlıktı Benim. Sofya: Aziz Kliment Ohridski Üniversitesi
Yayınevi.
Atasoy, Ahmet Emin (2024). Son Durağa Yaklaşırken (80. Yaşım Şerefine 80 Şiir). Bursa: Medyay Yayınları.
FOTOĞRAF: Reyhan Mustafa Ferad / Рейхан Мустафа Ферад
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş veya Kayıt — yorum yazmak için.