yakar alev alev

dudakları kurumuş

çorak toprağı.

Gökyüzünde sessiz ve durgun

ateş damarları.

Neredesiniz yağmur

damlaları?

Yıkanırken yüreğin güneşin kızıllığında,

gözünde tüter kahrından

ılık bir rüzgâr.

Nehir gibi akabilsen varlığına

bulutların pençesinden

süzülürken.

Söndür şu yangını atılarak ateşe,

boynunda inci gibi

vebalini düşle,

Dalında bitkin,

sararmış solmuş

yeşil yaprağı.

Susuzluktan yorgun

damarları çatlamış

kuru toprağı.

BİR YENGİ

Her uçurumda ansızın

tükenir saldırgan gücüm.

Çehrem zamanla sessizliğe bürünür,

renklerin dansından

sonsuzluk dökülür.

Kısılır avazın yasından sesim,

günlerce ifadesiz çırpınır yüzüm.

Serin sularda dinlenirken hatlarım,

sütun gibi çayırlarda sırıtır

kabahatlerim.

Naçiz buluyorum var olan sevinçlerimi,

denizin severken sularda mavisini.

Bir yengi içimde karanlığın yarattığı,

ahengidir özlemimde odanın sıcaklığı.

Ve aydınlık kadar hür

sabrım büyür.

Sevilir mi bilemem böyle bir yürek,

yumuşak ve kedersiz;

Gülümseyen, terk edilmiş

bir resim gibi

kimsesiz!

Hep uzaklardan gelirmiş

dudak dudağa kenetli

merhamet ve sevgi.

Belki çocuksu bir avuntu benim ki!

Ya ben olurum cellâdı çilenin

sönmeden nefesim

veya sevgiye demir atmış

hevesi olurum

herkesin!

YAHYA AKBULUT