B

ulgaristan Türkleri edebiyatının yaşayan

önemli temsilcilerinden biri olan eğitimci,

yazar, gazeteci, araştırmacı, Bulgaristan kültür tarihçisi

Mehmet Türker 70 yaşında.

Sene 1950. Balkanlar, yaklaşık 500 yıl süren “Pax

Ottomana-Turcica” (Osmanlı-Türk Barışı) döneminden

sonra üçüncü büyük ve acımasız savaşını yaşamış. Bü-

yük güçlerin mücadele alanına dönüşen bu güzelim coğ-

rafya siyasî çekişmelerin, “-izm”lerin, mikromilliyetçilik

güdülerinin tetiklediği gizli veya alenî yürütülen akıl al-

maz vahşiliklere sahne oluyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan

sonra kurulan SSCB mukallidi bazı rejimler kendi doğ-

rularını dünyanın tek doğrusu olarak benimsetmek, öylece dayatmak eğilimindedir. Yüzyıllarca

ispat edilen ve başka ispata gerek duymayan bir barış medeniyetinin temsilcileri olan Bulgaristan

Türkleri, kuzeyde ve güneyde, Bulgaristan’ın her yerinde, bir yandan bu yeni muhteris rejimlerin

uygulamalarına ayak uydurmaya çalışırken, diğer yandan da millî kimliklerini koruma çabasın-

dadırlar. İşte böylesi bir döneme denk gelen 1950 yılında Mehmet Türker, Bulgaristan’ın Kırcaali

iline bağlı Sindelli köyünde doğdu. Sindelli, “coğrafya kaderdir” özlü sözünü ispat edercesi -

ne; dağlarıyla, akarsularıyla, yüzlerce yıllık kadim gelenekleriyle, uzun kış gecelerine eşlik eden

menkıbeleriyle, Çanakkale’den Yemen’e uzanan kahramanlık hikâyeleriyle ve en önemlisi de

kendine has tatlı Türkçesiyle, geleceğin yazarını “kendini yazması için” hazırlıyordu âdeta.

Yıllar geçti… Sofya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezuniyet… Kırca-

ali’nin değişik köylerinde öğretmenlik… Birçok gazete ve dergide Türkçe ve Bulgarca haber,

röportaj ve hikâyeler geldi. 1984 yılı… Bulgaristan’da, her türlü reklâmında “insan sevgisini ve

eşitliği” ön plâna çıkaran rejimin uygulamaya koyduğu asimilasyon hareketleri…

Tabii olarak yapması gerekeni yaptığı, bu “isimsizleştirme/kimliksizleştirme” politikalarına

karşı olduğu için öğretmenlik yaptığı okulda tutuklanarak Belene ölüm kampına sürüldü Mehmet

Mehmet Türker

Türker… Bu kampta dört yüz seksen beş gün… En verimli geçmesi gereken en değerli yıllar…

Geçen yıllara mı yanmak lâzım, tehdit edilen millî kimliğe mi, haber alınamayan aileye mi?…

Yetmedi…

Ardından bir yıl da Bobovdol kasabasında bulunan tutukevinde… 1987 yılında, Köstendil

ilinin Dragoviştitsa köyünde on altı ay sürgün… Ve nihayet 1989 yılının Mayıs ayında Viyana’ya

sürgün… 31 Mayıs 1989’da Türkiye... Sevinç mi, hüzün mü?

Bir yanda; 14. yüzyıldan bu yana “Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu...” tutturan ataların

diyarından, “evlâd-ı fâtihân” topraklarından, onların mezar taşlarından ayrılmanın dayanılmaz

hüznü…

Diğer yanda ise; yerel söyleyişle “öte” diye tanımlanan, son yüz elli yılda “her mazlumun son

kalesi” olan Türkiye’ye, özellikle de tüm Balkan ülkelerinin asırlarca “başkent” olarak gördüğü

İstanbul’a kavuşmanın sevinci ve heyecanı…

Esaret yıllarından sonra gelen yoğun bir çalışma dönemi… Yazarlık, gazetecilik, araştırmacı-

lık, biyografi yazarlığı, dergicilik…

Ve eserler… Belene Adası (Zulmün Ateş Çemberinden Anılar); Gölgedeki Kahraman; Kalem

Kılıçlaşınca; Hazanda Son Yolculuk ; Bozgun Zamanı-1; Bozgundan Sonra-2; Vatan Yasak Öz-

gürlük Uzak-3; Beyaz Ölüm; Sindelli; Hazanda Son Yolculuk; Tımraş’ın Ahmet Ağası… Yazmaya

olan ilgisi okul yıllarında başlayan yazarın “Mehmet Halilov” adıyla birçok gazete ve dergide

Türkçe ve Bulgarca haber, röportaj ve hikâyesi yayımlanır. Lise yıllarından bu yana “gazeteci -

lik” ve “araştırmacılık” yönünü sürekli “tecrübelerle” geliştiren M. Türker’in bu iki yönü, bütün

edebî eserlerine yansımıştır. Özellikle de, ayrıntılı bilgi isteyen “roman” ve “biyografi” türündeki

eserlerinde, yazarın gazeteci ve araştırmacı yönü dikkat çeker. Ayrıca bu iki yönü, Bulgaristan’da

bir dönem uygulanan ve birçok Türk münevverini mağdur eden politikalar sonucunda aylarca

kaldığı Belene kampını anlattığı anı türündeki Belene Adası (Zulmün Ateş Çemberinden Anılar)

adlı kitabındaki anlatım başarısının da en önemli etkenlerindendir. Türkiye’de bu konuda daha

sonraki yıllarda başka eserler yayınlansa da, bu eser, hem ilk olması hem de “realist ve romantik”

anlatımı ustaca birleştiren yönüyle Balkan Türklerinin meselelerine eğilen okuyucuyu yüreğin-

den yakalamıştır. Gölgedeki Kahraman… Bulgaristan Türklerinin kimlik mücadelesinin en önde

gelen simge isimlerinden olan, “23 yılını cezaevleri, sürgünler ve işkenceler ile geçiren”, “Belene

Adası’nda binlerce tutuklunun cesedinin domuzlara yedirildiğine şahit olan” Nuri Turgut Ada-

lı’yı anlatan bu eser, yazarın “hatıra” türünden sonra “biyografi” türünde de başarılı olduğunun

bir ispatıdır.

2016 yılı, KIBATEK’in Yılın Edebiyat Ödülü’nü Mehmet Türker’e duayen sanayici, işadamı,

siyaset ve diplomasi ustası Kemal Baysak takdim etmişti..

Ve yine yazarın Bulgaristan Türk edebiyatının en önde gelen isimlerinden Ömer Osman Eren-

doruk’u anlattığı Kalem Kılıçlaşınca ve Hazanda Son Yolculuk adlı eserleri… Bunlarda yaza-

rın bütün eserlerini olumlu yönde besleyen “gazetecilik” ve “araştırmacılık” yönleri en etkili

bir şekilde kullanılmıştır. Ancak bu biyografi ve anı türündeki eserlerde yazar, sadece malumat

yüklemesi yapmamış, araştırmaları sonucunda edindiği bilgileri duygu ile yoğurmasını bilmiştir.

Dikkatli bir okuyucu eserlerde “Yağbasan boyu insanları”nı, “Karakuz köyü”nü hüznü ve neşe-

siyle tanıyabilir.

Yazarın bu araştırmacı yönünün en iyi bir şekilde yansıdığı edebî eserleri ise artık bir Balkan

Türk Edebiyatı klâsiği sayılan “üçleme” romanlarıdır. Bulgaristan Türkünün, özellikle de Batı

Trakya bölgesinin, Osmanlı Devleti’nin yıkılış dönemindeki hazin olaylardan başlayarak Osman-

lı sonrası dönemine, hatta 1990’lara ulaşacak bir süreçteki sergüzeştini ele alan Bozgun Zamanı,

Bozgundan Sonra ve Vatan Yasak Özgürlük Uzak adlı eserlerinde de özenli bir tarihi araştırma

ve özel uzmanlık isteyen konulardaki derin bilgi birikimi dikkati çeker. Yazarın her mesleği, her

sporu, her sanatı, her zanaatı bilmesi doğal olarak mümkün değildir. Ama M. Türker, romanda yer

vereceği konuyu derinlemesine araştırır. Örneğin Bozgun Zamanı romanında Olukçu Pehlivan

ana kahraman ile, “pehlivanlık” kültürü ve “güreş”e dair ayrıntılar, M.Türker’in kaleminden bize

yansır. Ayrıca romanın önemli mekân ve gelenek unsurlarından olan değirmen ve değirmencilik

ile ilgili ayrıntılı bilgiler dikkate şayan. Yazar bu bilgileri, bölgede işleyen ender değirmenlerden

olan Deliosmanlar köyündeki “Karıkoca Değirmeni”ni işletenlerden edinmiş ve esere ustaca yer-

leştirmiştir. Bozgun Zamanı adını taşıyan romanında yazar, Osmanlı Devleti’nin çöküş yıllarında

Güney Bulgaristan ve Batı Trakya bölgesinde verilen mücadeleyi, yapılan katliamları ve çekilen

acıları yazıya döker. Bozgundan Sonra adlı romanında ise, Osmanlı Devleti bölgeden çekilince

geride kalan Türk ve Müslüman ahalinin düştüğü durum, Çanakkale Savaşı’nın bölgedeki yansı-

ması ve bölgeden Çanakkale’ye gidenler çarpıcı bir anlatımla tasvir edilir. Üçlemenin son romanı

olan Vatan Yasak Özgürlük Uzak adlı romanda ise özellikle Bulgaristan’daki komünizm dönemi

uygulamaları, Türklere yönelik inkâr ve zulüm politikaları ve bunların sonucunda gerçekleşen

büyük göç hareketleri, bütün bunlara şahitlik eden bir yazarın kaleminden, birinci ağızdan ele

alınır.

Yazarın bir diğer yönü de hikâyeciliğidir. Beyaz Ölüm adını verdiği hikâye kitabında görül-

düğü gibi, hikâyelerde yazarın gözlem gücünün sağladığı ilgi çekicilik, Bulgaristan’ın önemli

ressamlarından Kamber Kamber’in resimlemesiyle artar. Hikâyelerdeki gözlem gücü ile resim-

lemelerdeki uygunluk eserin okuyucu üzerindeki tesirini daha da artırır. 21 hikâyeden oluşan bu

eser, özellikle Bulgaristan Türklerinin göç öncesi ve sonrasından tesirli gözlemlerle sahneler su-

nar. Bu hikâyelerde; “Koca Balkan’ı, Güller Vadisi’ni, Yağbasan Panayırı’nı, Filibe mahpusunu,

Koşukavak havalisini” mekân-insan ilişkisi çerçevesinde tanırsınız.

Tımraş’ın Ahmet Ağası… Nuri Tugut Adalı ve Ömer Osman Erendoruk’tan sonra “monogra-

fi-tarih” özelliği taşıyan, fakat farklı bir üslupla kaleme alınan bir eser. Balkan Savaşı sırasında

yerle bir edilen ve bugün Bulgaristan haritasından silinmiş olan, Rodoplar’ın kalbinde bir Pomak

köyü olan Tımraş ve bu mekânla özdeşleşen bir isim olan Tımraşlı Ahmet Ağa… M. Türker bu

kitapta, ulaşabildiği bütün kaynaklardan yararlanarak, Rodoplar’dan Türkiye’ye uzanan bir çiz -

gide tarihimizi yakından ilgilendiren bu oluşumun hikâyesini anlatmaktadır. Müellifin kendisinin

de ifade ettiği gibi “akademik bir çalışma olma iddiasında olmayan” bu araştırma, Balkanlar’ın

sınırsız bilgi denizinde yüzen araştırmacılara kolaylık sağlamaktadır.

Yazının başlangıcında şöyle demiştik, hatırlayalım: “Sindelli, “coğrafya kaderdir” özlü sözünü

ispat edercesine; dağlarıyla, akarsularıyla, yüzlerce yıllık kadim gelenekleriyle, uzun kış gecele-

rine eşlik eden menkıbeleriyle, Çanakkale’den Yemen’e uzanan kahramanlık hikâyeleriyle ve en

önemlisi de kendine has tatlı Türkçesiyle, geleceğin yazarını “kendini yazması için” hazırlıyordu

âdeta…” Evet… Mehmet Türker kendisini yetiştiren mekân olan Sindelli’nin monografisini de

yazdı. Coğrafyasından tarihine, geleneğinden yerel ağız özelliklerine kadar geniş bir yelpazede

ele aldı köyünü… Ve kendisini yetiştiren, şekillendiren topraklara, âdeta “kendini yazması için”

hazırlayan Sindelli’ye bir nebze olsun vefa borcunu ödedi Sindelli kitabıyla… Tıpkı Yahya Ke-

mal’in birçok şiiriyle, kendisini yetiştiren, “fikir ve sanat dünyasının özü olan” Üsküp’e borcunu

ödemesi gibi…

Ve “Rumeli” dergisi… Bu dergiyle özdeşleşti Mehmet Türker. 70’e merdiven dayamış yaşı-

na rağmen büyük bir titizlik ve özveriyle hazırlıyor bu dergiyi… 1860’larda Bosna bölgesinde

başlayan “Balkan Türk dergiciliği”nin güncel en önemli kollarından birisi oldu “Rumeli” dergisi.

Mehmet Türker olmasa bu dergi olur muydu? Belki olurdu, ama bu “çeşni”de değil!!! Bize duası

düşer: “Nice yıllara…” diyelim.

Evet, Bulgaristan Türk edebiyatının yaşayan önemli temsilcilerinden eğitimci, yazar, gazeteci,

araştırmacı, biyografi yazarı, dergici, Bulgaristan kültür tarihçisi Mehmet Türker 70 yaşında…

Ve biz hâlâ çok şey bekliyoruz bu değerli yazardan. Nice romanlara, nice hikâyelere…