Kamber Kamber 1950 yılında, Kırcaali ilinin Momçilgrad
(Mestanlı) İlçesine bağlı Sedefçe (Saruhanlı) köyünde doğdu.
Her Rodop köyünde olduğu gibi
çocukluğu hayvan gütmekle ve
ebeveynlerinin başlıca uğraşı
olan tütün işlerine katılmakla
geçti. İlkokula başlamasıyla
birlikte resim çizmek onun için
tutku halini aldı. Zaman su gibi
akıp geçti ve Kamber Ağabeyimiz şimdilerde seçtiği sanat yolunda katettiği 50 yılın gönencini, olgunluğunu yaşıyor.
Kadriye Cesur: Pek kıymetli Kamber Hocam, gözlerinizi dünyaya Sedefçe (Saruhanlı)
köyünde açtınız. Burası Güney Bulgaristan’ın Momçilgrad (Mestanlı) yöresi, çocukluğunuzun diyarı. Neler gördünüz köyünüzde, ressam olacağınızı hissettiniz mi? Sizi, sizden
dinlemek isteriz.
Kamber Kamber: Doğanın tüm güzel renklerini kır çiçeklerinde, uyumlu renkleri de
anamın ve ninemin çulhallıkta dokudukları kilim, halı v.s. uğraşlarında erkenden fark ettim
diyebilirim. Onlara her baktığımda içimi neşe ve ve garip bir mutluluk sarıyor, küçücük
dünyamda hayaller kuruyordum. Yağmurdan sonra beliren gökkuşağını da dahil ediyordum bu renk cümbüşüne. Karlı kış günlerinde soğukla boğuşarak yaptığım kardan adamlar,
yorulmadan kızak koştuğum anlar hâlâ belleğimdedir.
Köyümüze ilk radyo yayını 1957 yılında ulaştı, ardından ilk el gramofonu da göründü
bir başka köydeşimde. Müziğe bağlılığım da bu yıllara dayanır. Çocukluğumda ilk resim
derslerini, benden on altı yaş büyük olan köydeşim Nuri Abiden aldım. Işık, gölge, kompozisyon, renk uyumu gibi kavramlarım onunla oluştu. Eski köy düğünlerinden çok etkileniyordum. Gelin evinin ön cephesine rengârenk çeyiz sergileniyor, etrafı süsleniyor; klarnet,
Kamber Kamber ve Kadriye Cesur Mestanlı’da
akordeon ve davuldan oluşan müzik takımının hoş nağmeli Rodop türküleri kulakları adeta
mest ediyordu. Köyümüzün başında kocaman bir dut ağacı vardı. Yakınında kil çamuru
çıkıyordu. O çamurdan yabani ve ev hayvanları, insan figürleri yapıyor, evimizin önüne
sergi düzeninde sıralıyordum. Yoldan geçen köydeşlerim durup uzun uzun bu heykelciklere bakıyor, beğenilerini ifade ediyorlardı kendilerince. Haliyle bu durum beni, resme daha
çok heveslendiriyordu.
Dedem ve amcam ustaca kaval çalıyorlardı. Çok güzel bir sesi olan nenemse Rodop
türkülerinin kusursuz icracısıydı. Renkli kalemlerden oluşan hediye paketini ilkokul 3.
sınıftayken dedemden aldım. Sevincim büyüktü. Lise öğrenimimi Mestanlı’da bitirdim.
Askerliğimi iki yıl bir kışlada ressam olarak tamamladım. 1969 yılında Sofya Orduevi
galerisinde düzenlenen Asker Ressamlar ulusal sergisine beş yağlı boya tablomla katıldım.
İkincilik ödülüne layık görüldüm. Sekizinci ayda kışladan köyüme ilk defa izine geldiğimde Sofya’da çalışan babam bana güzel bir sürpriz yaptı. Şövale ve bir kutu yağlı boya
almıştı, sevinmemek elde değil... Ressam olacağımı evet, köyümde hissettim.
1973 yılında Mestanlı’ya yerleştim. Bir kurumda teknik ressam olarak işe başladım.
Sergiler birbirini takip etti o zaman. İl çapında, o zamanlar sancak diyorduk, ulusal ve
uluslararası sergilerdi bunlar. Başarılı iştiraklarımdan dolayı, Kırcaali Sancak/İl Kültür
Merkezi beni, Bulgaristan Kültür Bakanlığına bağlı dört yıllık resim eğitimi kursuna kaydettirdi. Eğitimim döneminde Sofya ve taşradan birçok ressamla dostluklar oluşturduk.
K.C.: İbni Haldun’dan bu yana “Coğrafya kaderdir” diye bilinir ya, Hocam. Sizin için
de coğrafi yöreniz kaderiniz oldu mu? Bulgaristan Türklerinin yoğun göçü ile bilinen 1989
yılında da doğup büyüdüğünüz bölgeyi terk etmediniz. Hep burada - Doğu Rodoplar’da var
oldunuz; burada yarattınız, inandığınız değerleri burada yaşattınız. Nasıl bir seçimdi bu?
K.K.: Evet, coğrafi yörem kaderim oldu, diyebilirim. Bu zamana kadar Rodoplar’dan
ve emeksever insanlarından hiç kopmadım. Sergi, sempozyum vs. vesileleriyle kısa süreliğine ülke dışına çıkmış olsam da, Rodoplar’a dönüş günümü hep iple çektim. Doğduğum Saruhanlı (Sedefçe) köyümden de hiç ayrılmadım. Çocukluğum oralarda, yarım kalan
oyunlarım orada.. Şimdi de hafta sonları her ziyaretimde köyümün güzellikleriyle baş başa
kalıyorum.
1989 göçü hepimizin olduğu gibi bir Bulgaristan Türkü olarak benim içimde de, derin yaralar bıraktı. Bunun üzerinde durmak istemiyorum çünkü hatırladıkça yeniden
yaralanıyorum, insanın içine hüzün ve keder oturuyor. Bunu istemiyorum.
K.C.: Kamber Kamber’in edebiyatla ilişkisi nedir? En sevdiğiniz yazarlar kimlerdir?
Merak içindeyim.
K.K.: Edebiyatla hep iç içe oldum. Türkçe ve Bulgarca dillerinde kitaplarla dostluğum
çocukluk yıllarıma dayanır. Zaman buldukça sürekli okudum, okurum hep. Genelde dünyaca ünlü ressamların biyografilerini, sanat hayatlarını içeren yapıtlar ve romanlar, klasik yazarların eserleri, klasik bestekarlara ilişkin edebi eserler, şiir antolojileri, eski uygarlıkları
konu alan arkeoloji kitapları vs. okumaktayım. Okuduğum kitaptan haz alıp beğeniyorsam
benim için müellifi değerli sayılır. Türkiye, Bulgaristan ve umumiyetle dünya edebiyatından bir hayli değerlilerim var ancak yine de Nazım Hikmet, Sabahattin Ali ve Yaşar
Kemal’i anmadan geçmemeliyim. Sıkça dönüp okuduklarım onlar.
Edebiyat hevesiyle bir kitap bile derledim. Birkaç yıl önce bir dostumun önerisiyle
Duygu Kırıntıları başlığıyla bir kitap yayımladık. Baktım, elimde, hakkımda yazılan makaleler, röportajlar vs. epey birikmiş. Bunların dışında sanatçı, kültür faaliyetçisi, şair ve
yazarlar hakkında yazdığım makaleler de var. Neden bunları toplayıp bir kitap haline getirmeyeyim, dedim. Üçüncü bölüme de 30 sayfalık desenler ilave ettik, böylece düşündüğüm
tasarımda bir edebi eser çıktı ortaya.
Resim, edebiyat ve müzik – vazgeçemediğim üç tutku. Resimlerimi daima müzik eşliğinde çizerim. Bugünlerde Bulgarsitan’da çok yaygın çalınan “çalga” tabir edilen türün
dışında neredeyse her tür müziği dinlerim.
K.C.: Sanatçı kimliğinizin soyağacında hangi ressamlar var? Dünya resim ustalarından
hangilerini çok sevdiniz? Hangi ustalar yol gösterici oldu size?
K.K.: Bulgaristan ressamlarından Vladimir Dimitrov-Maystora ve Genko Genkov sevdiklerimin başında gelir. Dünya ressamlarından hiç şüphesiz ilk Rembrandt (1606 -1669)
ve Vincent van Gogh’u (1853-1890) zikredebilirim. Ancak bu sayı hayli kabarık. Başat
olanlar bu ikisi.
Askerliğimden hemen sonra Gabrovo kasabasına çalışmaya gitmiştim. Orada Nikifor
Balabanov adında yerli bir ressamla tanıştım. Çok geçmeden beni atölyesine davet etti,
evinde ağırladı. Böylece yakın dost olarak resim ve ressamlar hakkındaki sohbetlerimiz
de başlamış oldu. Kütüphanesinde bulunan sanat kitaplarını okumam için teker teker bana
verdi. Ayrıca Gabrovo şehir kütüphanesine üye olup oradaki sanatla ilgili ne varsa okumuş
oldum. N. Balabanov, elimden tutan ilk ve tek ressam sayılır. Minnetle anıyorum.
K.C.: İlham kapınızı çaldığında mı oturursunuz tuval karşısına ya da başka bir motivasyonla mı? Başka bir deyişle ressam Kamber Kamber nasıl çalışır?
K.K.: İlham, sanatçının kapısını ne zaman çalacağı belli olmuyor. Ressam heyecan verici bir olay yaşadıysa, etkilendiği bir resim sergisi izlediyse, ilham gündeminde sayılır.
Atölyeye girdiğinde, ben bugün şöyle bir resim yapmak istiyorum, diye bir olay yok tabi.
Yeni bir resim nüvesi bazen kafanıza, bazen gönlünüze düşüyor. Ama resme ille de soyut olarak başlıyorum. Genelde beni renkler yönlendiriyor diyebilirim: müzik eşliğinde
takılıyorum duyguların peşine, dünyadan kopup başka bir evrende hemhal oluyoruz. Orada tuvalin üzerinde boya, fırça ve spatula ile düşüp kalkıyoruz, debeleşip boğuşuyoruz...
Neticede resimle aramızda barış ve uyum sağlanıyor. Bakmışsın resimin duygusu ve ruhu
nüksetmiş, yükseliyor. Bunu görünce de güzel bir ferahlığa gark oluyor insan.
K.C.: Sizce 1990 yılı sonrası, demokrasi dönemi tabir edilen zaman diliminde, ki kast
ettiğimiz 1990’lı yıllardan günümüze 2024’e ulaşan süreçtir bu, yasak ve müdahalelerin
kalktığına göre sanat daha özgür oldu mu? Siz, bir ressam olarak gençlik yıllarınızla kıyasla kendinizi daha özgür duyumsuyor musunuz bugün?
K.K.: 1990 yılı geldiğinde, hayatın her dalında olduğu gibi tabi ki sanat dünyası da
nefes aldı. Sanatçılar da özgürlüğün havasını hisettiler, soludular her türlü. Basit bir örnek vereyim, totaliter dönemde sergilere soyut ve nü (çıplak) resim alınmıyordu. Sadece
Bulgaristan Komünist Partisi’nin ideallerini ve sosyalizmin değerlerini aksettiren realizm
eserler dündemde oluyordu bir biçimde. Oysa bugün resim yapan herkes hem konuyu, hem
tarzı, hem kullandığı malzemeleri özgür şekilde seçebiliyor. Bu özgürlük tüm ressamların
eserlerinde belli oluyor zaten.
K.C.: Balkan ve özelde Bulgaristan Türk ressamlarının üretimlerini, yaratıcılıklarını
derli toplu biçimde kitap- katalog halinde görmemiz de sizin sayenizde oldu. İki kitap halinde muhteşem bir çalışma, çok değerli bir hizmet sundunuz. Bu konuya el atmanız nasıl
oldu?
K.K.: 1990 yılı öncesi dönemde Türk asıllı ressamlar, ülke basınında pek tanıtılmıyordu. Bu durum haliyle, benim gibi onlarca sanatçıyı da üzüyordu. O nedenle eğildim bu
çalışmaya, elimi taşın altına koydum bile diyebilirim. Bulgaristan Türk Ressamları başlıklı
ilk kitap- katalog on yıl önce (2014 y.), ikincisi ise Balkan Türk Resim ve Heykel Sanatçıları da dört yıl önce (2020 y.) sanatseverlerle ve sanatçılarla buluştu. Her iki yayın da Trakya
Üniversitesi Yayınları- Balkan Araştırmaları Enstitüsü’nce basıldı. İyi oldu, derli toplu iki yayın halinde Bulgaristan Türk asıllı
ressamlar geniş bir okur, sanatsever, öğrenci
kitlesine takdim edildi.
K.C.: Bulgaristan’da bugün Türkçe yazan
kişiler sayısı eskiye oranla azalmaktayken,
Türk resim sanatçılarında böyle bir durum
gözlenmiyor demek yanlış olmaz. Bunun sebepleri hakkındaki görüşünüzü paylaşır mısınız?
Kamber Kamber: Bulgaristan Türk resim sanatçılarının sayısı her geçen yıl artış
gösteriyor, yazanlara nazaran. Bence bunun
sebebi, öğrencilerin okullarda Türkçe dersinden mahrum kalmaları. Malumunuz resmin
dili evrenseldir, desende, illüstrasyonda fırça
konuşur, fırça yaratır; edebiyat ise lisan ister,
dilin duyuşudur onun enstrümanı... Bizim konumumuzda da haliyle Türkçeyi bilmeyi belki
de çok çok iyi bilmeyi gerektirir. Eğitimin aksayan, yaralı bir koludur buralarda Türkçe.
K.C.: Söyleşi için vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Esin perilerinin kapınızı aşındırmalarını diliyorum. Nice yıllara, sevgili Hocam.
K.K.: Beni Nöbettepe dergisi okurlarıyla buluşturduğunuz için asıl ben teşekkür ederim. Var olunuz.
Ressam: Kamber Kamber
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş veya Kayıt — yorum yazmak için.