Abdullah Meçik ,,Şumnu” başlıklı kitabında 1920 yılında Şumnu şehrinde otuz iki mahalle olduğunu yazmaktadır. Bu sayılan mahalleler arasında Çömlekçi mahallesi, Rüştiye
mahallesi, Eski Cami mahallesi, Saat Cami mahallesi, Namazgâh mahallesi ve Tekke mahallesi isimleri de geçmektedir. Şumnu’nun Çömlekçi mahallesini şöyle anlatıyor: “1920
yılında Türklerin yaşadığı bir mahalle idi. Ekseri Türk evlerinde olduğu gibi, evimizin ön
ve arka bahçesi vardı. Şumnu’da bahçesinde meyve ağacı, çiçeği ve su kaynağı olmayan
eve çok az rastlanırdı. Şumnu’nun çevresinde her ailenin bağ ve bahçesi, evlerinde dokuma
tezgâhları ve büyükbaş hayvanı bulunmaktaydı. Mahalleli arasında birlik ve beraberlik
bağları çok kuvvetliydi. Komşu ailelerin avlularında birbirleri ile komşu kapıları bulunuyordu”.
Şumnu şehrine 1944 yılında Türk Rüştiyesi’ne (Orta okul) eğitim görmek için on bir
yaşında geldim. Sekiz yıllık okul hayatımın yedi yılı Çömlekçi mahallesinde geçti. O dönem Çömlekçi mahallesi denilince, Rüştiye, Saat, Namazgâh, Eski Cami mahalleleri de
Çömlekçi mahallesine dahil edilerek anılıyorlardı. Çömlekçi mahallesi, adını burada kayıtlı olan ve yaşayan çömlekçilerden almış. Osmanlı döneminde 1845 yılında Şumnu’da
yirmi üç çömlekçinin on dokuzu Çömlekçi mahallesine kayıtlı imiş.
Şumnu’ya öğrenci olarak geldiğim yıllarda Osmanlı’dan kalma izler Çömlekçi mahallesinde belirgin bir şekilde görülüyordu. Mahalle nüfusunun neredeyse tamamını Türkler
teşkil ediyordu. Mumcular, Ömer Efendi ve Hamamcı Hasan Efendi’nin evleri hariç, diğer
bütün evler 19. yüz yıldan kalmaydılar. Sırtmaç (sığır çobanı) her sabah Çömlekçi mahallesinden bir sürü sığır toplayıp, Şerif Halil Paşa Camisi yanından geçirip Şumnu kenarlarında
otlaklara götürüyor ve akşamları geri getiriyordu. Yaşadığım evin sahibinin de ineği vardı. Hayvan sahipleri bira fabrikasından davarları için kepek alıyorlardı. Evlerinin yanında
ahırlar ve samanlıklar oluyordu.
Uzun zamandan beri Çömlekçi mahallesine gidip bir zamanlar eğitim gördüğüm Rüştiyeyi ziyaret edip, hatıralarımı tazelemek ve fotoğraf çekmek istiyordum.
Osman Keskioğlu Osmanlı’da Rüştiye okullarının açılış tarihi olarak 1834 yılını, başka
bir kaynakta ise 1839 yılında Meşrutiyet’in ilanından sonra açıldıkları iddia edilmekte.
Yaygın bilinen ise Osmanlı’da ilk Rüştiye okulunun 1847 yılında İstanbul’da açılmış olduğudur.
Şumnu Rüştiye okulu da 1848 yılında Osmanlı Devleti’nde açılan rüştiye okullarından
biridir. Kesin olarak bilinen 1864 yılında Sultan Abdülaziz’in emri ile Şumnu’da Türk Rüştiye okulu için iki katlı yeni bir okul binası inşa edilmiş olması. 1877-1878 Osmanlı-Rus
Savaşı’ndan sonra Türk okulları kapatılmış. Şumnu Türk aydınlarının büyük çabaları sonucu 1885 yılında Bulgaristan’da ilk Türk Rüştiye okulu yeniden Şumnu’da faaliyete geçirilmiş. İlk mezunları Abdullah Fehmi, Osman Nuri, Süleyman Sırrı, Hüseyin Hülkiler’dir
ve bu kişiler Yeni Pazar, Eski Cuma, Akdere, Eski İstanbul (Preslav) gibi şehirlerde açılan
rüştiye okullarına öğretmen olarak atanmışlar. 1895 yılında Bulgaristan’ da rüştiye okullarının sayısı on beşe ulaşmıştır. 1922 yılında bu sayı otuz dokuza yükselmiş ve bu okullarda
1928 öğrenci eğitim görüyormuş. Rüştiye okullarının baş öğretmenleri İstanbul’dan tayin
ediliyorlarmış ve maaşları da Osmanlı Bankası vasıtası ile gönderiliyormuş. Şumnu Rüştiye okulu Müdürü Ali Cevad, Lovça (Loveç) doğumlu, İstanbul Darulmuallim’den mezun
bir şahıstır. 1900’lerin ilk yıllarında Şumnu’da Kız Rüştiye okulu da açılmış. Müdiresi
Süheyla Hanım’ın maaşı da Osmanlı Bankası vasıtası ile İstanbul’dan gönderiliyormuş.
İşte o okul binasında 1944-1947 yılları arasında üç yıl boyunca ben de eğitim görmüştüm. Kız öğrenciler şehirden idiler. Erkek öğrencilerin yarısı köylerden gelenlerdi. Okul
geniş bir avluya sahip ve ortasında yaşlı bir kavak ağacı vardı.
Neyse, taksiden indim ve okul kapısına doğru yürüdüm; kalbim hızla çarpıyordu. Okul
kapısından girince bir harabe ile karşı karşıya kaldım. O tarihi bina yıkılmış, yalnız arka
duvarı kalmış. Şimdilerde tarihi eser olarak koruma altına alınmış. Kederlendim; öğretmenlerimin simaları ve okul hademesi Ali aganın okul zilini sallayarak çalışı beynimde
canlanıyordu. Okulumuzun avlusu araba tamiri yeri olmuş.
Avludan çıktım, Çömlekçi mahallesi’nin merkezine doğru yürüyerek ilerledim. Öğrencilik yıllarımda alanın tam orta yerinde son çömlekçinin iki katlı binası seçiliyordu. Zemin
katta çömlekçinin atölyesi, üst katta ailesiyle birlikte kendileri yaşıyordu. Şimdi orası boş,
mahallenin arabalarına park yeri olmuş.
Çömlekçi mahallesi İlçov bayırının içerisine doğru boğazda uzanıp gidiyordu. Yolun
iki tarafında ilk katları taştan işlenmiş, ikinci katları ahşap erkerli (dışarı çıkık) Türk evleri
vardı. Çömlekçi mahallesi camisi de orada bulunuyordu. Gel gör ki onlardan da eser kalmamış.
Çömlekçilerin olduğu yerden Kiçevo sokağı başlıyor, sol tarafta bir zamanlar Bıçakçı
Recep’in dükanı vardı, Şumnu’nun en ünlü bıçakçı ustası idi. Hemen üst tarafında Kuşpazlar ailesinin evleri, geniş bir avluya sahipti hemen ortasında aile çeşmesinin kalıntıları
görünüyordu.
Şimdiki Çömlekçi mahallesinde plansız yapılanmalar, terk edilmiş yarı yıkılmış, gürlükler içersinde eski evler hakim. Yolum Kiçevo sokağı Eski Cami’ye doğru kıvrılıyor,
aşağı doğru sağ tarafta Kargalar, Koyunlar (1944-1945 yılında Şumnu’ya geldiğim ilk yıl
yaşadığım ailenin evi), Çıtılar, sol tarafta çıkmaz yolda Kireççiler, yolun sonunda sağ tarafta Kazlar. Sıraladığım bu ailelerden kimseler kalmadı. Kiçevo sokağının sonunda, dibinde
Eski Cami bulunuyordu.
Eski Cami (Camii Atik), adı üstünde eski cami idi. Kuruluş tarihi 1506. Şumnu’da inşa
edilen ilk cami. Nasuh Paşa Camisi de deniyormuş; Nasuh Paşa’nın vakviyesi varmış.
Şumnu’da açılan ilk medrese Eski Cami odalarında eğitim veriyormuş. Bugün Eski Cami’nin yerinde kilise var.
Bir zamanlar Eski Cami’nin bulunduğu noktadan doğu istikametine, Şumnu saat kulesine doğru hareket ettim. Sağ tarafta önüme çıkan sokağın hemen başında zamanına göre
modern yapılmış bina, Ömer Eefendi’nin evi. Ömer Efendi’nin Çarşı Camisi yanında dükkanı vardı, çanak çömlek satıyordu. Sokağın diğer tarafında Hamamcı Hasan Eefendi’nin
evi, zamanına göre en görkemli evlerden biri idi. Hasan Efendi Şumnu’da ,,Yeni hamam”
denen hamamın sahibi idi. Demokrasi döneminde yıkılıp yerine apartmanlar yapılmış.
FOTOĞRAF: Abil Aliev / Абил Алиев
Hasan Efendi’nin evinin hemen yakınında Nüvvab hocalarından Şeyh Efendi oturuyordu. Biraz daha ileride Saat Camisi ve Medrese bulunuyordu. Medrese, cami odalarında
ders yapıyordu. Şumnu Medrese okulundan mezun olan arkadaşımla Şumnu Türk Lisesinde beraber öğrenci idik. Saat Camisi Şumnu’nun en eski camilerinden biri imiş. Kuruluş
tarihi 1580 olarak veriliyor. Eski Cami’den sonra kurulan en eski cami ve medreselerden
biridir. Minaresinin yarısından yukarısı yoktu. Şimdiki zamanda caminin kendisi de yok.
Yolum Saat Kulesi ile son buluyor.
Şumnu Saat Kulesi 1740 yılında Mehmet Duducu oğlu tarafındandan yapılmış. Ön tarafında kitabesi ve çeşmesi de var. Saatin bir küçük bir de büyük kampanası var. Küçük
kampana 15 dakikada bir çeyrekleri vuruyor. Birinci çeyrekte bir defa, ikincide iki, üçüncüde üç ve her saaat başında 4 defa vuruyor. Onun ardından koca kampana saat kaç ise o
sayıda vuruyor. Lise 2. sınıftayken şehirden Hilmi adında bir arkadaşım vardı. Saati onun
babası kuruyormuş. Bazı defalar babasının yerine Hilmi gidiyormuş. Bir gün beni davet etti
ve saati kurmaya beraber gittik. Kapıyı açtıktan sonra tahta merdivenlerden saat aksamının
olduğu kata çıktık. Mekanizmadan aşağı doğru uçlarına bağlı gülleler olan birkaç halat sarkıyordu. Manivela biçimi demirle mekanizmayı çevirip gülleleri yukarı doğru çektik. Saat
bu şekilde kuruluyordu. Biz içeride iken saat altıyı vurdu. Kampananın sesinden ahşap olan
kısmı sanki sallanıyordu.
Şumnu’da Saatle ilgili halk arasında bir efsane anlatılıyordu. İlk zamanlarda saatin koca
kampanasının sesi şehrin her tarafından işitiliyormuş. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Şumnu’da bulunan bir Rus subayı atı ile saatin yanından geçiyormuş. Koca çan
vurunca at ürkmüş ve subay attan düşmüş. Öfkelenen subay silahıyla saate ateş etmiş ve
büyük çan kurşunla delinmiş. Bundan dolayı koca çanın sesi biraz azalmış diyorlardı.
Ecdat yadigârı saat bugün de görevini yapmaya devam ediyor...
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş veya Kayıt — yorum yazmak için.