Bulgaristan, Osmanlı coğrafyasındaki Balkan ülkeleri içinde, Yunanistan’dan son-
ra en fazla divan şairinin yetiştiği ikinci ülkedir. Filibe, bugünkü Bulgaristan sınırları
içinde yer alan şehirler arasında, sahip olduğu 26 şairle, sayıca en fazla şair yetiştiren
şehir olma özelliği taşımaktadır. Bunun nedeni, Filibe’nin Osmanlı döneminde önemli
bir kültür merkezi olmasıdır. Filibe’yi, şair sayısı bakımından sırasıyla şu Bulgaristan
şehirleri takip eder: Sofya: 16, Rusçuk: 9, Şumnu: 7, Niğbolu: 6, Zağra: 5, Tırnova: 5,
Köstendil: 3, Aydonat: 3, Yanbolu: 2, Balçık: 2, Silistre: 2, Hacoğlupazarı: 2, Vidin: 1,
Akçakızanlık: 1, Aydıncık: 1, Varna: 1, Tatarpazarcık: 1, Leskofça: 1, Pravadi: 1, Razg-
rad: 1, Minkaliye:1.
Osmanlı devletinin en önemli ekonomi ve ticaret merkezlerinden biri olan Filibe,
şuarâ tezkirelerinde, hem şairleri hem de sahip olduğu güzellikleri vesilesiyle zikre-
dilmektedir. Bu şehir, Âşık Çelebi Tezkiresi’nde, tabii güzelliklerinin yanında âlimlerin,
zariflerin ve şairlerin kaynağı olması gibi özellikleriyle; “ol şehr-i dehr-âşûb ‘ulemâ vü
zurefâ vü şu‘arâya ma‘dendir” şeklinde tavsif edilmektedir1.
Biyografik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre; Filibe’de doğmuş divan şairleri
ve şiir örnekleri şöyledir:
1. ‘Alî Çelebi (ö.1543): Alâüddîn Alî Çelebi. Salih Çelebi’nin oğludur. Öğrenim gör-
dükten sonra Mevlânâ Abdülvâsî Efendi’den mülazım olmuş, bu sebeple Vâsî Alisi
sanıyla tanınmıştır. Edirne’de müderrislik, Bursa’da kadılık yapmış, Bursa kadısıyken
ölmüştür. Emir Sultan türbesi yanında medfundur. Şiirinden çok inşasının güzelliğiy -
le tanınmıştır. Hüseyin Vâiz Kâşifî’nin Envâr-ı Süheylî (Kelile ve Dimne) adlı eserini
“Hümâyûnnâme” adıyla Türkçeye çevirmiştir. Bu esere mükâfat olarak Bursa kadılığı-
nı almıştır. Kaynaklar bu eserin inşasının güzelliği konusunda birleşirler. Âşık Çelebi,
Anadolu sahasında “Hümâyunnâme” gibi bir eserin o döneme kadar yazılmadığını,
eserin akıcı, göz alıcı ve zarif olduğunu söyler.
Esti cân bâğına bâd-ı ‘ıtr-sây-ı Edrine
Feyz-i rûh etti fezâ-yı cân-fezâ-yı Edrine2
1 Filiz Kılıç (2007): “Kültür Tarihimizde Filibe ve Filibeli Divan Şairleri”, Türk Kültürü Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, S.43, s.72, Mustafa İsen
(2009): “Osmanlılarda Şehir ve Kültür” Varayım Gideyim Urumeli’ne, Kapı Yayınları, İstanbul.
2 Haluk İpekten, Mustafa İsen, Recep Toparlı, Naci Okçu, Turgut Karabey (1988): Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Kültür ve
Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, s.30; Cemal Kurnaz, Mustafa Tatçı (2001): Mehmet Nail Tuman Tuhfe-i Nâilî, Bizim Büro Yayınları, s.701;
Filiz Kılıç (2010): Aşık Çelebi Meşâ‘irü’ş- şu‘arâ İnceleme-Metin, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul, s.1109; İbrahim Kutluk (1989):
Kınalızade Hasan Çelebi Tezkiretü’ş- şu‘arâ, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, s.692; Rıdvan Canım (2000): Latîfî Tezkiretü’ş- şu‘arâ ve
Tabsıratü’n-nuzemâ(İnceleme-Metin), Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Ankara, s.401; Kılıç (2007:73); Fikri Yavuz, İsmail Özen (1972): Bursalı
Mehmed Tahir Efendi Osmanlı Müellifleri, Meral Yayınevi, İstanbul, s.17.
2. ‘Aşkî: Adı Mustafa’dır. Abdülganîzâde Nâdirî’den mülazım olup küçük medrese-
lerde müderrislik yapmıştır.
Hezâr şekle koyar kevnde rûzgâr beni
Bu şekl ile nice bilsin görünce yâr beni3
3. ‘Avnî : Adı Mahmud’dur. Kadılık yapmıştır.
Olma Âvnî atlas-ı çarhın sakın âvâresi
Hil’at-ı eltâf-ı şâhı kıl recâ nevrûzdur4
4. Bezmî (ö.1589) : Filibe kadısı Derviş Çelebi’nin oğludur. Adı Abdullah’tır. Latîfi,
Filibeli olduğunu yazmaz, Rumeli’dendir der. Topal Kadı sanıyla tanınmıştır. İçkiye düş-
kün bir kimseydi, şiirlerinde de içki ve meclisi sıkça kullanmıştır.
Dolmadın peymâne ben peymâneyi terk etmezim
Böyledir peymâne ile ahd u peymânım benim5
5. Cefâyî (ö.1543) : Babası fistancıydı. Saray hocası olmuştur. II.Bayezid devri şa-
irlerindendir. Güzel yazı ve hesap işlerinde de ustaydı. İstanbul kadılığı sırasında Sadi
Çelebi’ye ve Kazasker Muhiddin Çelebi’ye kâtiplik yapmıştır. Rumeli şehirlerinde kadı-
lık yapmış, içkiye olan düşkünlüğü sebebiyle azledilmiştir. Şiir üslubunu ve kaidelerini
iyi bilirdi. “Yaka” sözünde beş türlü manaya delalet eden bir cinas bulmuş ve bu cinas-
la bir gazel söylemiştir.
Ahım beni bu hasret ile yaka yakındır
Kim şeh yüzüne bir dahi kul yaka yakındır
Boynunda yakasını görüp ey dil hased etme
Sen andan ıraksın ana ol yaka yakındır
Hasan Çelebi ise şairin şiirlerinin tatsız olduğunu söyler6.
6. Emânî: Hoca İsa Emânî Efendi. Sultan II.Selim devri şairlerindendir. Muallimdir7.
3 İpekten vd (1988:50); Kurnaz, Tatçı (2001:678); Kılıç (2007:74)
4 İpekten vd (1988:55); Kurnaz, Tatçı (2001:710); Abdülkerim Abdülkadiroğlu (1999): İsmail Belig Nuhbetü’l-âsâr li zeyli Zübdeti’l-eş‘âr, Atatürk
Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, s.284; Kılıç (2007:75)
5 İpekten vd (1988:78); Kurnaz, Tatçı (2001:95); Kılıç (2010:429); Kutluk (1989:212)
6 İpekten vd (1988:83); Kurnaz, Tatçı (2001:150); Kutluk (1989:254) ; İsen (1988:170); Kılıç (2007:75)
7 Kurnaz, Tatçı (2001:57); Kılıç (2007:75)
7. Fânî (ö.1550’den sonra): Gençliğinde Meylî mahlasını kullanmıştır. Latîfî, Hasan
Çelebi, Riyâzî ve Beyânî Filibe’de; Ahdî Rumeli’de Ilıcahisar Kuruşevac’ta doğduğunu
söyler adı İsa’dır. Hoca İsa olarak tanınmıştır. Arapça ve Farsçayı iyi bilen hattat bir
şairdir. 1550’de Irak ve İran’a gitmiş, Bağdat’ta Ahdî ile dost olmuştur. Latîfî’ye hocalık
yapmış, ona tasavvufla ilgili olarak Lemâ’at-ı Irakî’yi okutmuştur. Hayatını “Belâzâde”
adlı eserinde nazmetmiş ve döneminde rağbet görmüştür.
Mutribâ vakt-i tarabdır ele al dahi defi
Sâkiyâ câmı getir meclisin oldur şerefi8
8. Fânî: Adı Abdülkerim’dir. Filibe kadısıyken ölen Mehmed Çelebi’nin oğludur. XVI.
yy şairlerindendir. Zeyrekzade’den mülazım olup Arabistan’a tayin edilmiştir. “Şeyh
Vefâ Rûznâmesi” adlı bir eser telif etmiştir.
Meyl etti ruhundan dil gîsû-yı perîşâna
Rûm ilini terk ettin düştün Arabistâna9
9. Hâfız (ö.1631) : Müezzinzade Sadrazam Damat Hafız Paşa. Sarayda doğancıbaşı
olup padişah nedimliği, kaptan-ı deryalık ve Şam valiliği yapmıştır. Daha sonra I.Ah-
med’in kızı Ayşe Sultan’la nikahlanmıştır. Bağdat valisi ve Diyarbakır valisi olmuştur.
1624’te sadrazam olmuştur. İkinci defa sadrazam olduktan üç ay sonra şehit olmuştur.
Karacaahmet’te medfundur. Güçlü bir şairdir.
Bir ‘acep girdâba düştüm çâresiz kaldım meded
Âşinâlar zümresinden bir şinâver yok mudur10
10. Hâletî (ö.1566): Doğum yeri Gelibolulu Âli’de Filibedir. (Latîfî ve Ahdî’de Ilıca,
Âşık Çelebi, Hasan Çelebi, Riyâzî ve Beyânî’de Köstendil) Asıl adı Abdullah olup Sanav-
ber Kadı’nın oğludur. Kâdirî Efendi’den mülazım olmuştur. Kadılık mesleğine girmiş ve
Kâdirî Efendi’nin yardımıyla Gelibolu, Filibe, Üsküp ve Selanik’e kadı olmuştur. Hayâlî
8 İpekten vd (1988:127); Kurnaz, Tatçı (2001:750); Kutluk (1989:741); Rıdvan Canım (2000): Latîfî Tezkiretü’ş- şu‘arâ ve Tabsıratü’n-
nuzemâ(İnceleme-Metin), Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı, Ankara, s.416; Halil Çeltik (2004): Divan Sahibi Rumeli Şairlerinin Şiir Dünyası,
Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara, s.37; Kılıç (2007:75)
9 İpekten vd (1988:127); Kurnaz, Tatçı (2001:751); Kılıç (2010: 1151); Kutluk (1989:741) ; Kılıç (2007:76)
10 Kurnaz, Tatçı (2001:175); Abdülkadiroğlu (1999:66); Seyit Ali Kahraman (1996):Mehmed Süreyya Sicill-i Osmânî, Tarih Vakfı Yurt Yayınları,
İstanbul, s.556.
Beğ, Haletî için; “Abdullah Çelebi’den korkardım. Eğer şiire iştigâl etse benim şiirimi
geçerdi” ifadesiyle onun şiirlerini ne kadar beğendiğini ifade etmiştir.
Yine ‘aşk âteşiyle rûşen ettin bağrımın dâğın
Çerâğın aydın uyardın o kül öksüzü ocağın11
11. İzzet (Mehmed İzzet Beğ) (ö.1853): Küçük Hüseyin Beğ’in oğludur. Kırkından
sonra Filibe müftüsü Mehmed Râşid Efendi’den ders aldı. Bazı memuriyetler ve Bosna
mollalığı yaptı. Âlim ve şâirdir12.
12. İzzetî (Vişnezâde İzzetî Mehmed Efendi) (ö.1681): Vişnezâdeler olarak anılan
çok sayıda şair ve bilgin yetiştirmiş nüfuzlu bir aileden gelmektedir. Babası, Şeyhî mah-
lasıyla şiirler yazan Filibe kadısı Lutfullah Efendi’dir. İlköğrenimini amcası Şeyhülislam
Yahya Efendi’den almıştır. Amcasının nüfuzu sayesinde devrin diğer önemli hocaların-
dan da dersler almıştır. Sahn-ı seman, İsmihan Sultan, Şehzâde ve Süleymaniye med-
reselerinde müderrislik, ardından Şam, Mısır, Bursa ve İstanbul kadılıkları görevleri -
ne getirilmiştir. Anadolu ve Rumeli Kazaskerliği de yapmıştır. İki defa şeyhülislamlığa
getirilip azledilmiş, ikincisinde üzüntüden İstanbul’da vefat etmiştir. Kaynaklar; zeki,
hoşsohbet, iyi ahlaklı ve cömert olduğundan bahsederler. Rumeli Kazaskerliği’nden
sonra haftanın iki günü İstanbul’daki evinde devrin ilim ve sanat erbabı ile toplantılar
düzenlemiştir. Sebk-i Hindî’den etkilenmiştir. Tek eseri Türkçe divanıdır. Bu divanda 4
kaside, 128 gazel, 2 terci-bend, 39 rubaî, 2 tarih ve 1 mesnevi bulunmaktadır.
İzzetî ragbeti yârân-ı suhandâna eder
Tûtî-i lâl ü bed-âmûza şeker vermezler13
13. Kudûmî (1710): Asıl adı Alidir. Edirne Mevlevihânesinde kudümzenbaşılık yap-
mıştır. Kaynaklara göre, şiirleri dini ve dindışı olup bestelenmiştir. Eserleri günümüze
ulaşmamıştır14.
11 İpekten vd (1988:173); Kurnaz, Tatçı (2001:180); Kılıç (2010:608); Kutluk (1989:278); Canım (2000:221); Kılıç (2007:76)
12 Hakan Yekbaş: “İzzet”mad. http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=5178 (E.T. 10.12.2018)
13 Ayşe Yıldız: “İzzetî” mad. http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=4590 (E.T. 10.12.2018)
14 Nilgün Açık Önkaş: “Kudûmî Ali” mad. http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.detay=3738
14. Nâlişî: Hâletî’nin talebesidir. Kaplıca medresesinde öğrenci iken elbisesi çalı-
nınca eğitimini bırakmıştır. Nerede bir güzel görse ismine gazeller söyler, bu sebeple
de sürekli rakiplerinden dayak yermiş. Bunca cefaya rağmen yaptıklarından vazgeç-
mezmiş. Bol bol nazireler yazmıştır.
Âşıkı sanmanız selâmet olur
Aşkın evvel işi melâmet olur15
15. Nazmî: Asıl adı Mahmûddur. Edirne’de yetişmiştir. Güftî Filibeli olduğunu söyler:
Filbenin şâir-i kazâ-azmi
Bir de Mahmûd Efendi-i Nazmî16
16. Nûrî (ö.1573): Nureddinzâde Şeyh Muslihiddin Mustafa Efendi. Küçük Ayasofya
tekkesi şeyhidir. İstanbul’da öldü. “Hayrü’l-amel” vefatı tarihidir.
Yâ İlâhî geçti ömrü Nûrînin ‘isyânla
Kalmadı artık ricâsı vaslınadır intizâr17
17. Râşid (ö. 1850): Şeyhzade İbrahim Edhem Efendi adlı birinin oğludur. Müfti
Mehmed Raşid Efendi’den eğitim almıştır. Filibe’de ve Samakov sancağında kâtiplik
yapmıştır.
Sevâd-ı nokta-i ruhsârını zann eyleme mûdan
Çekîde katre-i müşgîndir âsâr-ı gîsûdan18
18. Revnak (ö.1562): Adı Mehmed’dir. Revnakzade Mehmed olarak da bilinir. Ba-
bası Filibe’de Şihâbüddîn Paşa Camii hatibi idi. Dukakin, Badracık ve Pornevar’da ka-
dılıklarda bulundu. Şiirleri ve sesi güzeldir. Şiirlerinin konusu genellikle dünyanın geçi-
ciliği üzerinedir. Bir nasihatnamesi vardır.
Fenâ peşmînesin sal egnine ki dünya fânîdir
Diyâr-ı fakra sultân ol ki hoş genc-i nihânîdir19
15 (E.T. 06.12.2018)
İpekten vd (1988:317); Kurnaz, Tatçı (2001:1022); Kılıç (2010:845); Canım (2000:514)
16 İpekten vd (1988:329); Kılıç (2007:77)
17 Filiz Kılıç: “Nûrî” mad. http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=detay&detay=818 (E.T. 06.12.2018)
18 Kurnaz, Tatçı (2001:313); Ömer Çiftçi (1996): Fatîn Davud Hatîmetü’l-eş‘âr, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Eserleri 3218, s.153.
19 İpekten vd (1988:384);Kılıç (2010:1394); Kılıç (2007:78)
19. Rızâyî (ö.1580): Adı Mahmud’dur. Baba Çelebi adıyla tanınmıştır. Yeşilzade adlı
bir kadının oğludur. Nakşi tarikatına girmiş ve şeyh olmuştur. Rüstem Paşa’nın hocası
olmuş ve uzun yıllar onun himayesinde kalmıştır. Çok sayıda risalesi vardır. Rüstem
Paşa’nın ölümü üzerine de bir risale yazmıştır. Kaynaklar ilmini, irfanını, şiir ve inşa-
sını över.
Leblerin yâdına nûş eylemeden bâde dahi
Meye rehn olmuş idi hırka vü seccâde dahi20
20. Riyâzî (ö.1546): Asıl adı Mehmed’dir. Halk arasında Memi Şah adıyla tanındı.
Latîfî’ye göre Filibeli, diğer kaynaklara göre Üsküplüdür. Şair Rızâyî’nin kardeşi oldu-
ğuna göre Latîfî haklıdır. Memleketi Filibe’de kadılık ve mülâzemete devam ederken
ölmüştür. Farsçada üstad olan Riyâzî’nin evi, devrin şairlerinin uğrak yeridir. Muamma
ve lugazda ustadır. Kendine mahsus bir tarz geliştirmiştir. Şiirde latife ve nükteyi öne
çıkaran orijinal bir usluba sahiptir.
Olmaga ey mâh-ı enver bir gece sana durag
Çerh kurdu bir benek altunlu atlastan otag21
21. Rûhî: Adı Mustafa’dır. Zeki, zevk ehli ve hoş yaradılışlı bir şairdir. Nazireleri
güzeldir.
Sağ esen geldi sabâ handân erişti taze gül
Gülşen içre başladı bülbül niyâze nâze gül22
22. Sâkî: Baldırzâde Ali Sâkî Çelebi. Sultan II. Osman devrinde vefat etmiştir. İlim
tahsil etmiştir. Faziletli, şiirleri renkli bir şairdir. Devrin tanınmış simalarından Mer -
haba Efendi’nin sohbet arkadaşıdır. Rumeli’de tayin edildiği medresede görevliyken
vefat etmiştir. Necati tarzında şiirler söylemiştir. Necati’ye ve Kemalpaşazade’ye isnat
edilen aşağıdaki matla ile başlayan gazel onundur.
Ehl-i dikkat beline mû dediler
Ağzın anıldı nîst û dediler23
20 İpekten vd (1988:388); Kılıç (2010:1361); Kutluk (1989:408); Kılıç (2007:78)
21 M.Fatih Köksal: “Riyâzî” mad. http://www.turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.detay=332. (E.T. 14.12.2018)
22 İpekten vd (1988:394); Kılıç (2010:1384)
23 İpekten vd (1988:420); Kurnaz, Tatçı (2001:403); Kılıç (2010:940); Kutluk (1989:445); Canım (2000:295); İsen (1998:158); Süreyya Beyzade-
oğlu (2004): “XV ve XVI. Yüzyıllarda Osmanlı İdaresindeki Bulgar Şehirlerinden Yetişen Divan Şairleri” Türk Kültürü, S.491, s.516.
23. Safvet Efendi (ö.1819) : Çavuşbaşı kesedarıdır24.
24. Tabîbî: Adı Abdi’dir. Beğ Timurzade denilen bir imamın oğludur. Sultan III. Mu-
rad devri sonlarında vefat etmiştir. Tıp öğrenimi görmüştür. Nazik manaları ve güzel
edaları vardır.
Kılıç bıçak olur müjeler sîm-i eşk için
Korkum budur ki göz göre arada kan ola25
25.Vecdî (ö.1599): Adı Abdurrahman’dır. Dervişzade sanıyla tanınmıştır. Ataullah
Efendi’den mülazım ve kadı oldu.
Tabîbim haste-i derd-i gamında ‘illet anlarsın
Ne hikmettir ki ağyârın sözünde sıhhat anlarsın26
26. Zâkirî (ö.1685): Kurdzade Ahmed Efendi. İstanbul’da öğrenim görüp kadı ol-
muştur. Rumeli kasabalarında kadılık yapmış ve Karaferye’de kadıyken ölmüştür. Ora-
da medfundur. Usta bir şairdir.
Bu âh u eşk ile eyler cihâna sırrımı ifşâ
Yanar kan ağların iki gözümdendir yine şekvâ27
24 Kahraman (1996:1432)
25 İpekten vd (1988:496); Kurnaz, Tatçı (2001:587); Kılıç (2010:562); Kutluk (1989:583); Kahraman (1996:1608)
26 İpekten vd (1988:525); Kurnaz, Tatçı (2001:1151); Kahraman (1996:1654)
27 İpekten vd (1988:542); Kurnaz, Tatçı (2001:285); Abdülkadiroğlu (1999:82), Kahraman (1996:1704)
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş veya Kayıt — yorum yazmak için.