Elinizdeki sayının hazırlık aşamasında gazeteci, yazar ve
yayıncı Kâzım Memiş’in (1933–2007) hayatı boyunca sürdürdüğü çalışmalara, uğraşlara, yaptıklarına ve “yapamadıklarına” ilişkin hayli yazı okuduk. En çok da Balon dergisini hayata
geçirdiği ve onu ayakta tutmak için emek verdiği yıllar etkiledi bizi. Aramızda birçok ortak gaye, ortak dert, ortak hayal
bulduk… Böylece Aziz Şakir-Taş ile birlikte “sayının ustası
Kâzım Memiş’tir, çırakları da biziz herhalde” diye düşünürken, “hakiki” çırakların çoktan ve haklı olarak Nöbet Şekeri
köşesine “kurulduklarını” fark ettik… Sibel Mustafa-Raşidova’nın Balon dergisinde yıllarca emek vermiş Bahar Memiş ile
yaptığı söyleşi, Bulgaristan’da Türkçenin 90’lı yıllardaki atılımına ilişkin her şeyi değilse de çoğunu anlatıyor. Aynı söyleşinin araladığı kapıdan giren tanıklıklar Balon’un okurunda bıraktığı izi dolaysızca aktarıyor. Semiha Bekir’in, Zeliha İbrahim’in ve Bahriye Ahmedova’nın
paylaştıklarında sanki aynı cümle yankılanıyor: Bir çocuğa kendi dilinde bir şey uzatırsanız, onu
ömrünce taşır.
Aziz Şakir-Taş’ın Halime Yıldız ile söyleşisi, annesinden duyduğu kelimeleri yıllarca deftere kaydeden bir yazarın sözlüğe varan yolculuğunu izliyor; kaybolmasın diye yazılan sözcükler, bir noktadan sonra bir halkın hafızası oluyor adeta. Ömer Özcan ise Krallık dönemi Bulgaristan’ında Mehmet
Lütfi Takanoğlu’nun gazeteciliğini anlatarak bu topraklarda cesaretin kalemle de ölçüldüğü yılları
hatırlatıyor.
Metin Edirneli, yedi sekiz yaşındaki bir çocuğu tarlaya süt götürdüğü o upuzun yolda yürütüyor;
İna İvanova ise kahramanının tüm çocukluğunu tek bir fotoğrafa nasıl ve niçin sığdırdığını anlatıyor
tatlı tatlı.
Sayının şiirleri bir arada okununca kendiliğinden bir iklim kuruluyor: Nihat Altınok’un armut
ağacının gölgesinden İbrahim Kamberoğlu’nun “verilen sözler mezarlığı”na, Hikmet Efrahim’in güneye koşan göçmen kuşlarından Durhan Ali’nin vakitsiz yağan karlarına… Rahim Rahimov, Ertan
Muharrem, Semin İliyaz, Hülya Kazi, Ramazan Ulusoy, Rüstem Aziz-Karakurt ve Banu Sancak’ın
dizeleri de coğrafyamızın havasını taşıyor.
Bir öykü, bir şiir, bir mektup, bir fotoğraf derken, bu sayı da size emanet. Sesi kısık gelmesin;
ısrarlıdır o. Kulak verin, duyulur…
İyi okumalar, efendim.
Yorumlar
Henüz yorum yok.
Giriş veya Kayıt — yorum yazmak için.