üçün beşin hesabını yapamam,

yüzüme gözüme bulaştırmadan

açıklamam lazım;

sözcüklere karşı değilim elbet

ama hesapsız verilenlere

tüm itirazım...

çocukluğum, iyi günlerdi tanrım

anam kardeşlerine göz kulak ol

vırbitsa panayırından

oyuncak alacağına söz verir

ve işine giderdi

oyuncağım hiç olmadı,olsun

beklemek bile güzeldi...

mutlu ve yoksulduk,yaramazdık biraz da,

gün boyu kamçı’da balık tutar

okul çantamızı unuturduk

komşunun bahçesindeki kirazda,

yemin ederek söz vermiştik oysa

her şeyin aramızda kalacağına

ama akşam olunca

büyüklerden bir güzel

dersimizi alırdık,

kimse kimseye küsmez

hep arkadaş kalırdık...

büyüdük ,yaşlandık sonra

siyasiler çaldı kapımızı ısrarla,

yarınların iyi olacağına

uzun uzun söz verdiler,

ben hala mutsuz ve yoksulum

üstelik isyankar biraz,

ömrümün kalabalık yerinde

kalakaldım elimde verilen sözlerle,

belki ara sıra şiirler yazarım

esin rüzgarları eserse,

anılarımı bile yazarım uzun uzun

ömrüm yeterse

ömrüm yeterse...

URGAN

verilen sözlerin hesabını kim tutuyor

ve hangi renge dönüşür utanınca kırmızı,

o imalı gülüşler kalbime sıkılan kurşun,

emanetçi değilim sırrınızı saklayamam

benim yanımda lütfen

yüksek sesle konuşun...

elinizi kirletmeyin adınız kötüye çıkar

tuzunuz hep kuru kalsın kına yakın elinize

ölümüm kuduz bir köpekten olsun,

homurtuları duyar gibiyim o zaman asın beni

boynuma geçireceğiniz urgan

lütfen ipekten olsun...

GÜLÜN DÜŞÜ

istediğim yalnız iki damla su

gözüm yok kimsenin cakasında,

ölüm kabulümdür her zaman

bir güzelin yakasında...

İMBİKTEN SÜZÜLENLER

yaşlılık

gene de aramızda kalsın

sırnaşık bir kedi gibi

dolanıyor ayaklarıma

kör olası yaşlılık...

ölüm

ölüm,

gurbetten sılaya

kesin dönüştür...

baston

biri yılan başlı

öbürü aslan,

iki baston aldım

ölümü korkutmak için...

İBRAHİM KAMBEROĞLU